Ode to the Old

DAMON “They’re floating lanterns in the sky. Can you believe that? Japanese lanterns are a symbol of letting of the past. Well here’s a news flash, we’re not Japanese. You know what they are? Children. Like lighting candles is gonna make everything okay. Or saying a prayer. Or pretending she’s not gonna end up just like the rest of us. Stupid, delusional, exasperating little children. I know what you’re gonna say: it makes them feel better, Damon. So what? For how long? What difference does it make?

Because in the end, when you lose somebody, every candle, every prayer is not gonna make up for the fact that the only thing that you have left is a hole in your life where that somebody that you cared about used to be. And a rock with the birthday carved into it that I’m pretty sure is wrong.

So, thanks friend. For leaving me here to babysit specially when I should be long gone by now. I didn’t get the girl, remember? I’m just stuck here fighting with my brother and taking care of the kids. You owe me big.”

RIC “I miss you too buddy.”

***

Farketmişinizdir belki, önüme ne gelirse izliyorum bu sıralar. Her haltı üstüme alınmak gibi bir eğilimin var demiştim ya, hah o durum da hiç hız kaybetmeden devam ediyor. Ya da fazla empati kurmam, ya da fazla benmerkezci olmam, ya da hala şu hayattan bi’ halt anlayamamış olmamdan da olabilir.

Aslında olay bu fenerleri çok sevmemle yakından ilişkili. Bi’ de unutmak istediğim çok fazla şeyin olmasından. “lanterns as symbolic offerings of light, wisdom and compassion in a world too often filled with darkness and suffering.” Nasıl yarama tuz bastığını bilmiyosun şu anda. Bu fener yakma olayına herkes farklı bir anlam yüklemiş. Japonlar gerçekten yukarıda söylendiği amaçla mı yakıyo fenerlerini pek emin değilim çünkü Damon arkadaşımızın da dile getirdiği üzere: biz Japon değiliz. :O Ama mesele Japon olmakta değil insan olmakta. Hepimiz bi’ çıkış yolu ararken saçma sapan, çocukça şeyler yapmaya meyilli olabiliriz. Diyorum ya insanlık hali dostum, sen vampirsin anlamazsın tabii. (sjdnhaksjdask) Hayır bi’ denemekten zarar gelmez bence. İnsan kendi kendini çok rahat kandırabilen bi’ varlık. Belki kendi kendini yeterince ikna edebilirsen unuttuğunu ya da boşverdiğini sanabilirsin. Unuttuğunu sanmak unutmaya çalışmaktan daha sağlıklı bi’ durum mu tartışılır tabii ama. Belki de işe yarar olim nerden bileceksin, denemedin ki dimi?

Hayır işe yaramasa bile en azından görüntü hoş, manzara güzel. (Çevre kirliliğine sebep olup olmadığı konusu bi’ düşündürdü beni ama durun ya. İki hayal kuruyoz şurada.)

O değil de, biri de çıkıp Ezgi al şu feneri bi’ yak, belki iyi gelir falan demedi ya. Yanarım da ona yanarım. Niye bu kadar vurdum duymazsınız olim? Yok efendim ondan sonra bu kız niye böyle, bu kız niye evden çıkmıyo, bu kız niye konuşmuyo bik bik bik. Konuşmam tabi olim, konuşmam tabi.  Sen bana bi’ feneri çok gör ondan sonra niye düzelemedi bu çocuk. Düzelmiyom, inat değil mi?

Neyse her işimizi kendimiz yapmakla yükümlüyüz tabii. Çünkü benim mal gibi hayattan tek beklentim bu olmuştur yıllar yılı. Her işimi kendim yapayım, kimsenin yardımını istemek dahi istemeyeyim. Çünkü malım. Yok öyle bişi artık olim. Bi’ el atın şu duruma artık. Ben kurtaramadım yani, olmayacak böyle. Ben de kendi fenerimi kendim yakarım şimdi evet, ama bu son allahsızlar bu son. S.O.S, tekrar ediyorum S.O.S!

Şimdi gidip fenerimi ne için yakacağıma karar vermem gerek. Siz de  şu şarkıyı dinleyin ve dağılın.

*denial, ivit. clap clap clap.

Advertisements