Mordor Kapı Şen Ola

ah mordor zalim mordor
ağlatırsın adamı
çantamda ok kalmadı
bıraksana yakamı…

{nakarat}
vay seni miğfer dibi
içmem suyundan içmem{2x}
bir dahaki seneye
yolcu da gelüp geçmem{2x} vayy

orc akar uruk hai patlar
dwarf zıplar köprüsünde{2x}
gandalfın bir atı var
şahlanır teeeepesinde şahlanır tepeelerde vayyy

kaynak: ekşi sözlük (Mordor Türküleri)

Kusmak istiyorum millet. Temel anlamı dışındaki her anlamda. (askjdkhaskj) Gerçekten kusma fikri hiç bir zaman iç açıcı gelmeyecek bana.

Çok sıkıldım. Sıkılmaktan öte daraldım. Ya da sıkıştım da denebilir. Önümüzdeki 2 hafta nasıl geçecek bilemiyorum. Üzerime fırsatlar yağıyor ama ben şemsiye yok mu kardeş modundayım.

Canım çok sıkılıyor. Özellikle kendim yüzünden. Etrafımdaki insanlara cidden çok kötü davranıyorum. Öyle davrandığımı biliyorum ama engel olamıyorum. Biri içimdei Hulk’u çıkarıp atabilir mi? :I

Mesela ben odamda bişiler yapıyorken birinin yanıma gelmesi sinirden çıldırmam için yeterli. En ufak mesele de bile olayı büyütüp genel (ve var olan) sorunlara getirmeden duramıyorum. İşin garip tarafı konu o noktaya gelene kadar ne yaptığımın ya da söylediğim farkında olmuyorum. Çünkü gözüme batan her şeyi şu meşhur büyük resmin farklı parçalarını dolduruyor. İstesem de önemsiz küçük bir sorun diyemiyorum. İnsanları sorun makinesi gibi görüyorum. (çünkü öyleler hıh) Sanırım bu yüzden de onlara ne iyi davranabiliyorum ne de yakınlaşabiliyorum. En yakınımdakilerin yarattıkları sorunlar beni en çok etkileyenler olunca da en başta onlardan uzaklaşıyorum.

Bugün Doctor Who’nun sezon finalini izledim. Her pazar kahvaltı sırasında yaptığım gibi. (Pazar kahvaltısı ben + Doctor Who + kahvaltı askjdjhak başka kimseye yer yok düşünün işte) Doctor Clara’ya evrende hiç gitmemesi gereken yerden bahsediyor.

Doctor: When you’re a time traveller there’s one place you must never go. One place in all of time and space, you must never find yourself.

Ben: Çorum! :O

Ben bu şehirden çok nefret ediyorum ya cidden çok. Hayatım boyunca hep kaçmam gereken bir yer olduğunu düşündüm. Hatta belki de hayatımdaki en büyük motivasyon sebebi buradan uzaklaşmak oldu. Zaten burada yaşayıp da buradan kaçmak istemeyen bir insan fikri de bana hep garip gelmiştir. Yani nasıl olur da burayı sevebilirsin? Ben sokağa çıkmaktan iğrenirken, ben sokakta yürüyen insanlardan iğrenirken~ Neyse işte. Ha, bütün bunlar burası iğrenç bir yer olduğu için değil. Birçok şehirden daha tercih edilesi bir yer belki ama işte~~ benim için değil. :III Buraya geldiğim zaman kendimi hapsedilmiş gibi hissediyorum ben. Ve bu hiç geçmeyecek gibi geliyor. Zaten geçmesin istiyorum. Burada kalmayı istemeyi bile istemiyorum.

“entler yaprak döker
troller ciğer söker
asanı da al git gandalf
gollumu yüzük çeker”

Mutsuz değilim. Zaman zaman bir Mızmız Myrtle havası alsam da uzun zamandır olmadığım kadar iyiyim. Ama olmak istediğim insan gibi davranamıyorum en büyük problemlerimden biri bu şu sıralar. Hata ettiğimi biliyorum, kabalık ettiğimi biliyorum, haksızlık ettiğimi biliyorum ama kendime engel olamıyorum. (Yani ediyor olabilirim, belki de haklıyımdır? Bilemen ki.) Çünkü ne kadar seversem seveyim yaptıkları yanlışları görmezden gelemiyorum. Kendim mükemmel bir insan değilim tabii ki, hatta alakam bile yok ama insanların hatalarını görmemeleri ya da görüp kabullenmemeleri beni çıldırtıyor. Ne kadar küçük hatalar olursa olsun. Bu bana neden bu kadar batıyor onu da anlamıyorum ama~~~

Mesela annem kıyafetlerime iz bırakacak şekilde mandal taktığı zaman evde savaş çıkarıyorum. Çok ufak bişi. Ucunda ölüm yok. Ayrıca karşımdaki annem, o gün içinde bile benim için kim bilir neler yaptı. Ama ben o mandal yüzünden kadını doğduğuna pişman edebilirim. Çünkü sanıyorum ki ben ortaokuldan beri bunu yapmamasını söylüyorum. Rüzgarda uçar bilmem ne gibi savunmaları var tabii ve haklı da. Ama ben binlerce alternatif ürettim bunun için, hatta asma bana söyle ben hallederim dedim. Ama yok o mandal o çamaşıra takılıyor. İşte böyle yapılınca da benim tepemin tası stratosfere ulaşıyor. Bu basit bir örnek ama daha ciddi meselelerde  de aynı süreç söz konusu. Bir yandan yapılan hataları göz ardı etmeyip yüzlerine vuruyorum öte yandan beni düşündüklerini bilip vicdan azabı çekiyorum falan. Yani dışarıdan baktığın zaman olay şu gibi; ne kadar beni düşünseler de yaptıkları yetersiz geliyor, daha fazla çaba harcamalarını bekliyorum.

Evet böyle gibi. Ama ben şöyle düşünüyorum; bir şeyi sırf yapmış olmak için yapmışsan yaptığın şeyin anlamı olur mu?  Bilmiyorum işte.

Daha kötüsü şu; kendime sürekli başkalarının gözünden bakıyorum. Çizdiğim profil hiç hoş görünmüyor bana bile. Beni anlamıyorlar, kafamın içindekileri bilmiyorlar, yapmak isteyip de yapamadıklarım konusunda en ufak bir fikirleri bile yok. Ama yanıma yaklaşan en dış kapının mandalı insanı bile, benim için ne kadar önemsiz olduğunu düşünürse düşünsün, istemeden gücendirmiş olma fikri canımı sıkıyor. Beni anlamak zorunda değiller ki. Bilmek zorunda değiller. Sorsalar bile anlatmam ki zaten. :’D Eve geldiklerinde bile zahmet edip suratını göstermeyen bir kız. Diyalogları nasılsından öteye gitmeyen bir kız. Suratı hep asık, mümkünse yanında hep bilgisayarı var, başka bişiyle ilgilenmez. Annesiyle didişir, babasını tersler. Kardeşiyle hep kavga eder. Evine davet edersin gelmez. Aramaz sormaz. Yolda görse belki görmezden gelir. (iki metre ötemi zor gördüğümü bilmiyorlar çünkü) Yanında otursa konuşmaz, suratı asıktır~~~ Uzar gider. Kendimden bilmesem ben de böyle biri hakkında hoş düşüncelere sahip olmazdım belki.

Kibarlık için bile insanların yanında oturamıyorum. Havadan sudan konuşacak konular bulamıyorum, öylesine sorular soramıyorum çünkü alacağım cevapları çok umursamıyorum. Aklım hep başka yerde. Aslında orada rahat edemeyişimden rahatsızım o noktada. Belki o insanlara rahatsızlık verdiğimi düşünüp kendime sinir oluyorum, belki daraldım odama kaçmak için fırsat arıyorum, belki başka bişi yüzünden orada kalmaya zorlanıyorum falan. Aklımdan kim bilir ne geçiyordur, kim bilir!

Böyle devasa bir sorun yumağı gibiyim. Görünürde hiçbişi yok ama (bariz olanlar dışında) kafamın içi çöplük gibi. Rahatlamanın yolu da yok. Yanında rahat ettiğim belirli insanlar var. Onları da ayda bir falan ancak görebiliyorum.

Ha kendimi oyalamak için, moralimi yükseltmek için çeşit çeşit yeni adet edindim. Belki keyfim gelirse yukarıda yazdığım kazmalıklarımın bir kısmını terk edebilirim diye düşünüyorum. Hani ne yapacaksam yapayım da insanlara hak etmedikleri gibi davranmayayım; derdim o.

Buraya gelme sebebim farklıydı, kalma sebebim daha başka. Sağlığım çok fena durumdaydı, kalıp iyileşeyim dedim. Faydası da oldu ama hiç kurtulamadığım hastalıklar var. Ve beni son derece rahatsız ediyorlar. Hastalık da değildir belki, bünyemin stressi dışarı vuruşu daha çok. Durumumun iyi olmadığını vücudumun verdiği tepkilerden anlıyorum zaten. Yine de daha kötüsü olmadığı için kendimi şanslı hissediyorum tabii. Sağlık konusuna taktım çünkü farkında olmadan kendime çok zarar vermişim, veriyorum. Uyku konusuna dikkat ediyorum mesela. Sabahın 5-6sına kadar ayakta kalmamaya çalışıyorum. Sabahları 10’dan geç kalkmamaya çalışıyorum. Kahvaltıyı atlamamaya çalışıyorum. Hehe evet bunlar normali zaten ama benim için değildi işte. Spor yapmaya çalışıyorum kendi çapımda, yediklerime dikkat etmeye çalışıyorum falan filan. Şu suratıma en azında bir nemlendirici krem sürmeyi unutmamaya çalışıyorum. Sandalyede dik oturmaya çalıyorum aklıma geldikçe. (askjdhaskjdas) Dişçiye gitmem lazım, dişçiye gitmem lazım ama neyse onu geç. (askjdkasdkjas) Ders çalışıyorum, kpss’ye de gireyim diyorum ne olur ne olmaz diye. Tabii ona çalışma karşılığında sevdiğim bişi için de uğraşmam şart. Kendi hayatımla böyle anlaşmalarım var. Sevmediğim bişiyi yapacaksam illa ki karşılığında sevdiğim bişi yapmam lazım. Kitap aldım kendime yazmak üzerine. Onu okuyorum bir iki bölüm, sonra ders. Çeviri zaten sürekli yaptığım bişi oldu GG sağolsun. İster istemez her gün 34543534 kişiyle konuşuyorum her gün ki bu iyi bişi. Yani aslında kendi çapımda iyi bir noktadayım. Bunu bir de dışarı yansıtabilirsem işalla. :3

“witch king’in nefesi
morgul’dan gelir sesi
at binmiş yüzük arar
ah ciğerimin köşesi”

Evden çıkmama olayım da büyük bir sorun. İstemiyorum yahu istemiyorum. Daha evden çıkıp markete gitmeyi canım istemezken nasıl kalkıp İspanya’ya gideceksem. SONEurope’a çevirmen olarak başvurdum, kabul de edildim. Çocuk bana gel skype’ta bize katıl demiş; sanki canını alacağız hazırlan demiş gibi canım sıkıldı, gerildim. Bana metin verin çevireyim ben ya falan oldum. Gerizekalı; Avrupa’nın dört bir yanından doğru düzgün fanlarla tanışma fırsatı geçmiş eline daha ne istiyosun? Bir de Avrupa’da SNSD konserine gidip böyle yabancı SNSD fanlarıyla takılmayı, milletler arası kardeşlik olmayı falan hayal ederim ben. Ne kadar eğlenceli olur ehe falan derim. Al işte sana fırsat, derdin ne hala? İşte kendimle en büyük sorunum bu noktada su yüzüne çıktı. İstediğim şeye ulaşmak için elime bir fırsat geçti ve ben adım atmaya gönülsüzüm. Çünkü ben aslında gerizekalıyım, haberim yok sadece.

Son 3-4 gündür kafam bunlarla dolu. Her zamankinden çok. Bak şimdi oturduğum yerde başım döndü; saatlerce bilgisayara bakmaktan, olduğun yerde oturmaktan başka bir halt yapmazsan tabii böyle olursun gerizekalı dedim. Kendimi suçlayıp, kendi kendime küfretmekten başka yaptığım bişi yok. :3

Kendi baloncuğumun dışına çıktığımda ne yapacağımı bilemiyorum. Önüme gelenler benim istediğim gibi değilse saniye kaybetmeden reddediyorum. Benim istediklerimse de kabul etmemek için bahane arıyorum. Bıktım kendimden bıktım yeminle.

Bunları kağıda yazacaktım mesela, kitabım öyle yapmamı söylemişti ama dedim kim uğraşacak. Ayrıca birazdan ders çalışacağım için not alırken parmaklarımın acımaması lazım. (bahane) Geldim bloga yazdım.

Eskiden bin çeşit şey yazardım. Konu bulur, araştırma yapardım. Şimdi tık yok. Bu konuda bile kısırlaştım. Hayır, hiçbişiden keyif de alamıyorum. Kaç gündür Sailor Moon açıp onunla vakit geçiriyorum. İzliyorum da denemez, öylesine açık işte. Öylesine diye diye 128. bölüme geldim. (asdjaskdas)

Buraya gelen yorumlara da cevap vermiyorum çünkü şu ruh haliyle yazmak istemiyorum. Geçiştirecekmişim gibi bir his var içimde ve gelen yorumlar öylesine cevap yazılacak yorumlar değil. :3

elrondun incisine,
aşığam cilvesine,
mary-pippin kavuştu,
darısı cümlesine.

Kaç gündür kafamı doldurup da bir türlü ifade edemediğim şeyleri yazdım işte. Kitabımın verdiği ödev olarak bunu seçtim. (askjdasas) Kitapta bir alıntı vardı. “Niçin yazdım? Çünkü hayatı yetersiz buldum.” demiş teyzenin biri. Ben hayattan önce kendimi yetersiz buluyorum ama en azından ifade edebildim galiba. Kusabildim. :3 Ama kusmaktan nefret ederim. Duygusal anlamda kusmaktan da hoşlanmıyorum, kendi duygularımdan bile rahatsız oluyorum. Neyse işte, bunlar aşma çalışmaları. Yine de;

original

Raj gibi takılmak lazım. :3 “Every cloud has a silver lining.” (ve jeneriğin sonuna kadar saçma sapan konuşan bir ezgi~~~)

*Çok yazmışım sanki. :O

Advertisements