Ezgigız’ın Talihsiz Serüvenler Dizisi

Ne biçim de ölüyorum şu an bi’ bilseniz gençler. Aynı gün içinde bomboş geçirdiğim ayları telafi etmeye yetecek kadar atraksiyon yaşayınca bünye kaldıramadı tabii. Aslında canım hala sıkkın ama yorgunluğun verdiği bi’ boşvermişlik söz konusu. Gelelim meseleye.

Efenim birçoğunuzun haberi olmuştur zaten – ama iş ciddiye binene kadar çok yaygara yapmak istemedim – İspanya yolcusudur abbas. Ne alaka, hönk falan diyenler için kısaca özet geçeyim; işsizlikten sıkılan ben yüksek lisanstan umduğunu bulamayınca tee 3. sınıftan beri haberdar olduğum ama çok da dikkat harcamadığım bir projeye başvurdum. Comenius Dil Asistanlığı. Ulusal Ajans’ın düzenlediği bir eğitim projesi bu, AB ülkeleri ve diğer Avrupa ülkelerini kapsıyor falan filan. Bunları sitesinden öğrenebilirsiniz. Zaten programı ve yaşadığım sıkıntıları açıklayan başka bi’ yazı daha hazırlayacağım ki ben yandım eller yanmasın. Ama bugün vize başvurumu yaptım ve başımdan bin türlü olay geçtiği için işbu yazımızın temel konusu: isyean.

Programa kabul edildim, toplantıya falan gittim, sözleşme imzaladım ve başladım vize için gerekli belgelerimi toplamaya. Yaklaşık 1 hafta içinde bütün belgeleri topladım- biri hariç: hibe sözleşmesi. UA’dan onaylanıp geri gelmesi gereken bu belge yüzünden 2 kez randevumu erteledim. 2. erteleyişimde tam 2 hafta ileriye attılar beni ve 3 hafta kaybettim. Belge de ne zaman geldi dersiniz? Tam da 2. randevumun olduğu gün. Böyle evren kıyıdan köşeden nanik yaptı ama çok da tınlamadım, yapacak bişi yok.

Neyse geldik 11 Ağustos’a. Aile bireylerim tarafından dağa bayıra sürüklendikten sonra akşam üzeri eve geldim. Hazırlıklarımı yaptım, uykusuzluktan öldüğümden dolayı işimi bitirip hemen yatmayı planlıyorum. Belgeleri son bir kez gözden geçiriyordum ki ne göreyim! Bu zeka yoksunu zaat-ı muhterem vize başvuru formuna gidiş tarihini yanlış yazmış. Göreve başlama tarihini de öyle! Eylül ayı hangi evrende 10. ay sayılıyo Ezgi diyen de olmadı ki. Ben işimi garantiye almak için tam 3 tane kopya almıştım. Neyse hallederiz dedim. Sonra 3 kopyayı da doldurup 3’ünde de muhtelif hatalar yaparak önemli bir belgede hata yapmazsa ölecek hastalığına yakalanma geleneğimi bozmadım. Daksille sildim bişiler yaptım, artık sorun çıkarsa da battı balık yan gider, napak. Akşamın 9’unda kim gidip çıktı alacak tekrardan. Ama canım epey sıkıldı. Neyse yattım uyudum kendime olan sinirimle. Gece kalktım, otobüsüm 4’teydi. Ankara’dan başvuru yapıyorum falan fişman. Saat geldi babamla düştük yola. Düştük düşmesine de daha yolu yarılamadan sen bizim arabanın debriyajı katuuuuuuuuuuuuuuurt! diyerekten mefta ol. Kaldık mı öylece? Arabanın olan hızıyla devam ettik, gece yollar – neyse ki – boş olduğundan fren yapmak gerekmedi de 10 dakikalık yürüyüş mesafesine kadar gelebildik. Sonra arabayı bırakıp koştur babam koştur. 5 sene farklı bir şehirde yaşadım, 10’larca yolculuk yaptım ve bir kere bile böyle bir olay gelmedi başıma. Ama tam da otobüsümün kalkmasına 10 dakika kalmışken ve gitmem hayat memat meselesiyken arabamız bozulsun. Enem, böyle şanssızlık da olmaz. Yoluma taş koyuyollaaaaa resmen. :O Ama şu an uykumdan öleceğm, o sebeple kısa bir (yaklaşık 12 saat kadar) mola. :3

***

Yine ölüyorum, yine ölüyorum be. Sabah uyutmadı zalım ev ve apartman ahalisi.

Efenim ne dedik biz en son? Koştur koştur otobüse yetiştik, ben bindim gittim, babam da bir firmanın servisine atlayıp gitmiş. Şimdilik mutlu son. Ama benim içim içimi yiyo, kesin bir sorun çıkacak falan diye. Böyle ara ara uyuyorum, sonra görüşmeyle ilgili bişiler bilinçaltımdan hortlayınca uyanıyorum. Neyse unut bunu şimdi falan diyorum. Ankara’ya saat 8 sularında ulaştım. Ankaray’a doğru koşturdum. Şimdi burada ilginç bir ayrıntı var; ben AŞTİ’yi hiç o günkü kadar kalabalık görmemiştim. Ve uzun zamandır kalabalık ortamlarda bulunmadığım için böyle bir kaosun içine atılmışım gibi hissettim. Onlarca insan, ellerinde bavulları falan oradan oraya koşturuyor. İğrençti yahu. Kızılay’a ulaştım, bir başka mutlu son. Elçiliğe nasıl gitsem sorusuyla uğraştım bu seferde. Gittim bir iki kişiye sordum nasıl ulaşırım falan diye. Herkes farklı bir cevap verince uğraşma bin taksiye dedi iç sesim. Dinledim. Hay ben o dinleyen kafamı. Gideceğim mesafe maksimum 3-5 duraklık mesafe, diyorum olsa olsa 8-10 lira tutar. Ama yok, tam 15 lira bayıldım taksiye 15! Hala içim yanıyor genç zamirler. 😥 Öğrencilik hayatım Harem, Ataşehir, Küçükyalı’dan Feneryolu’na gitmekle geçti. O kadar mesafede bile 12-13 liranın üstünde para verdiğim olmamıştır. Zalım Ankara taksicisi amca. Bu arada ego kart da aldım, sonra cüzdanımda geçen seneden kalma 2 ego kart daha buldum. Bunlar da önemli ayrıntılar.

Neyse İspanya Büyükelçiliği’ne ulaştım. Ulaştım ama nasıl ulaştım bir sorun. Binayı bulana kadar akla karayı seçtim be. Bir bayrak koymuşlar, kirden renk kalmamış. Kapısına adam gibi tabela koymamışlar, o küçücük şeyi nasıl görsün bu çocuk? (gözüm kör demiyo da) Binanın koordinatlarını saptayınca içimden söylendim bir de. Diyorum insan şu bayrağı bi’ yıkar. (askjdhaskjhdkasj) Sonra aklım Ayasofya’ya gitti. Anneme pek bi’ kirli görünmüş olacak, çamaşır suyuyla güzel bi’ silinince parıl parıl parlayacağını iddia etmişti. (asjdhakakja) Dedim anne gel şuradan iki vileda bi’ şişe çamaşır suyu alalım; vatana hizmet sayılır bi’ yerde. (sadjhaskdhsa) Neyse işte, içimdeki ‘annem’in uyandığını fark ettiğim o an korkunçtu. Bak oranın elçilik olduğunu nasıl anlayacaksınız biliyo musunuz? İşte böyle.

120820131613

Saat 8.30. Elçilik 9.30’da açılıyor, ilk randevu da benim. Baktım kapalı her yer, beklemeye başladım. Gidip kahvaltı yapasım yok. Sonra bi’ kadın geldi, elçilikte çalışıyo olacak, zile bastı içeri aldılar kadını. Ben de telefonla konuşuyodum, peşinden şuursuzca daldım içeriye. (jdhshdjsahkjas) Sonra kadın bi’ an durdu, güvenlik görevlisine daha açılmadı dimi falan dedi. Ben de olaya ancak uyandım tabii. Arkama baka baka terk ettim orayı, tekrar kapının önüne. 😥 Rezillik. (sakjdhsajhdkjas) Sonra dedim etrafa bakayım durak falan var mı diye. Az ileride cadde varmış zaten. 😥 Atakule de hemen bi’ alt sokakta. Gittim otobüs durağına oturdum çünküüüüüüüüüüüüüüüüüüü YAĞMUR YAĞMAYA BAŞLADI. Ben böyle şansa tükürürüm afedersiniz ama tükürürüm. Ağustos ayında Ankara’da yağmur yağma ihtimali binde kaçtır acaba? O da gelip beni bulmak zorunda mıdır? Ve eminim ki öğleden sonra sıcaktan anamı ağlatacak zalım şehir. Don’t rain on my parade dedim ama dinleyen kim? 😥 9.30’a kadar bekledim. Bu süreçte akıl sağlığımı koruyabilmemin tek sebebi f(x)’ti. Tarihe not düşülsün.

Açılış saati gelince güvenlikçi amca da beni almaya geldi ama komedi, adımı okuyamıyor adamcağız. (sjkdhasdkjah) He benim he dedim girdim içeri. Orada adamla yine bi’ iletişim kopukluğu yaşadık. (kjasdkas) Ya adam konuşsa en azından ben onu anlarım ama konuşmuyor! Türkçe bilmediği gün gibi ortada ama İspanyolca da konuşmuyor! Muhtemelen konuşsa bile anlamayacağımı düşündüğünden. 😀 Tarzanca da olsa anlaştık geçtim içeri.

Memur geldi, belgelerimi veriyorum işte. On milyonlarca belge. Haftalardır topladığım zımbırtıları inceledi tek tek, hem orijinallerini hem de hepsinin fotokopisini götürmemizi istiyorlar. Kimilerinin orijinalini kimilerinin fotokopisi aldı. Ben böyle her belgede biraz daha rahatlıyorum falan. Sonra tutturdu anne ya da babamın bana sponsor olacaklarına dair bi’ dilekçe yazması gerekliymiş, o niye yokmuş. Zeki insan Comenius’u Erasmus’la karıştırdı muhtemelen. Çünkü bize öyle bir gereklilik yok dendi, Ulusal Ajans sponsorumuz. Kadına laf anlatacağım diye uğraşıyorum, kadın yok ben anlamaycam diye diretiyor. Sonra içerideki başka bir memura bişiler sordu. Adam Comenius’u duyunca kadına bişiler söyledi. Sonra başvuru belgemin üstüne Comenius diye not düştü falan fişman. 140 lira 40 kuruş bayıldım. (vizem reddedilirse maddenin somut halinden havaya dönüşecek olan para bu) 2 hafta içinde telefonla ulaşacağız dedi ben de fişimi alıp elçiliği terk ettim.

Hepsi oldu bitti ama ben çoktan kesin reddedilecek diye depresyona girdim bile. Nasıl canım sıkıldı lan. Hala da reddedilecek gibi geliyor çünkü milyon tane belge aldı aldı ve tutarsızlık yaratabilecek bir iki tarih var. Umursamazlar umarım. Vize talep dilekçesi istedi benden, oradaki tarihi kesin yanlış yazmışımdır ben. Başvuru formumu doldurduğum gün yazmıştım. Sonra bir arkadaş dilekçe istemediler deyince kontrol etme gereği duymamıştım. Ama kadın benden dilekçeyi aldı ve gidiş tarihim yanlış olabilir. 😥 (bknz: Eylül ayını 10. ay sanan bir gerzek olarak Ezgigız) Hesap hareketlerimin dökümünü aldı, ben ona da gerek kalmaz diye yenisini almamıştım. (başvurudan en geç 1 hafta önce almış olmak gerekiyor ve ben 3 hafta önce almıştım) (bana 2 kez randevu erteletenler utansın) Başka bi’ hesap cüzdanının fotokopisi verecektimdi çünkü. Bişiler bişiler. Hala da canım sıkkın işte. Hatırladıkça içim kararmakta. (-_-;)

Sonra attım kendimi Kızılay’a caddenin sonuna kadar şuursuzca yürüdüm. Sözde alışveriş falan yapacaktım ama yaşama sevincimi sömürdüler bi’ kere, umrumda değil ki hiçbişi. (;______;) Sonra diğer arkadaşlarla konuşunca rahatladım biraz. Kadın bi’ halt bilmediğinden dolayı herkese sorun çıkarıyormuş. Başka bir arkadaştan benden alınan ekstra belgeleri almamışlar bile.

Aman işte, caddenin sonuna kadar yürüdüm, sonra tekrar meydana geldim ve başladım Sedasaeng‘i beklemeye. Bizim gızı göreceğimden dolayı da keyfim yerine geldi falan. En son 1 sene önce yine Ankara’da buluşup Kore Kültür Merkezi’ne gitmiştik. :’DD (Bi’ ara da yere yapıştım, önüme bakmaya tenezzül etmezsem tabii. sjdhasjas)

Bol Sedasaeng’li bir günden sonra endorfin depoladım geldim. Ama başvuruma cevap gelene kadar içim içimi yemeye devam edecek işte.

Bugün itibariyle tam 1 ay kaldı gitmeme. Vize işinde sorun çıkmazsa tabii. Dua edin de sorun çıkmasın zalımlar. 😥 Ama Selloğlan gibi etmeyin, sonra başıma gelmedik rezillik kalmıyo. (kjdhajhdka)

Son gelişmeler böyle, bu gız neden ortalıkta görünmüyor diye merak edenler için gelsin işbu yazımız.

Ben vize başvuruma cevap beklemeye ve depresyon takılmaya devam edeceğim önümüzdeki 2 hafta boyunca. Her türlü gecikme ve ihmalin sebebi budur. Hoşgörün be, bu çıcığa da yazık. 😥

O kadar belge topladım verdim ellerine, daha da beni kabul etmezlerse yapacak tek bişi var:

*Vize çıkmazsa elçiliği yumurtalıyoruz genşler, yumurtalar benden.

**İspanyol omleti yaparım nan adamı. 😥

***Memur apla gözümde şöyle bişisin yimin idirim.

Advertisements