Gitmeler Falan

Oğlum heyecandan uyuyamıyorum bildiğiniz uyuyamıyorum. 1 saat önce uyanıp yatağımda döndüm durdum. Baktım uyuyamıyorum, pes edip açtım bilgisayarım.

Şu an midem açlıktan kazınıyor, hatta birazdan kendi kendini öğütecek gibi. Ama yemeğin başına geçince de yiyemeyeceğim. (djkshdskjfhsk) Ezgigız’ın yolculuk hali diyoruz buna. Gerginlikten ölmek, sürekli götüreceğin şeyleri düşünmek, ya bişi unuttuysam diye endişelenmek bu sırada ölmemeye çalışmak falan. Oy dağlar.

Biraz önce Pablo’nun yeni videosuna tıkladım. Kaç gün önce çıktı ama ancak şimdi tıklayabiliyorum. Ama çok iyi geldi çok. :33 Dinleyin bakın çok güzel. :333

* * *

Neredeyse bütün hazırlıklarım tamam. Vizem, uçak biletim, otel rezervasyonum, İstanbul biletim, Music Bank biletim (YİHAAAADUAHSKJ); son bir buçuk hafta gençler. :33 (ay ölüyom bak yine. akjhkjashdska)

olaf-screaming-l

Midemde kelebekler uçuşuyor arkadaşlar. İlk kez bişi hakkında bu kadar heyecanlanıyorum. Ya da daha öncekilerin hepsini geçti bu. Önce Barcelona’ya gidiyorum çünkü Valencia uçak biletleri ebesinin nikahı kadar pahalı. :3 Sonra trene atlayıp

*   *   *

Flash news: Saniyeler önce kuzenim bana ne antika kızsın dedi. askjdhask Tarağın nerede diye sordu ben de ben tarak kullanmıyorum ki dedim. sakjdhasdask Parmaklarım ne işe yarıyosa alla alla. >.> (skdjhksja)

*  *  *

Neyse, ne diyoduk biz? Heh, tren. Trene binip “y vooooy a subirmeeee a este treeen  no me importa el destinoooooo quuieeero estar conmigoooooo”  diye şarkı söylemeyi planlıyorum. İçimden tabii. (asjdhaskjdha)

bknz: Aleph by Anahi

Gideceğim atlayıp bu trene
Sanki kader çok umrumda!
Kalmak istiyorum kendi kendime
Biliyorum, değerim buna

Bu arada bu şarkı Coelho’nun Elif’i için yazıldı. Mario Sandoval yazdı, Anahi söyledi. Paulo amca Anahi’nin kankitolarından biridir. Neyse, kitabı okuyanlar bilir; hikayenin büyük bir kısmı trende geçiyor. 😀 Of ben de kendi kafamda yazıyorum işte. :’D:’D İşte en son tren, oradan da ver elini Castellon. Ezgigız Barcelona’da kaybolacak mı? Bahis oranları 1’e 3423432423 veriyor ama siz aksi için dua edin lütfen. :’D

* * *

Arkadaşlar Şükümin’in de dün akşam gündeme getirdiği üzere Count Olaf peşimi bırakmıyor. Geçen hafta pasaportumu almak üzere tekrar Ankara’ya gittim. Ankara kusacağım artık, bir süre görüşmeyelim olur mu? (-_-) Çarşamba günü elçilikten telefon geldi. Ezgigız gel pasaportunu al, vizen hazır dediler. (kjdhskjfs) Ama nasıl bir sevindim, nasıl bir sevindim. Evde böyleydim yemin ediyorum:

Tek fark; ben dans ederken terliklerimi havaya fırlattım. Biri mutfağa fırladı, öteki salona. Ve babanemle büyükbabam da mutfaktaymış o sırada. (skjdfhdskjfdsk) Korktular tabii. Napıyo bu manyak diye bakıyorlar ama ben dansa devam. (sakjdhaskjdhakj)

O gece yola çıktım hemen. Sabahın kör saatinde yine Ankara’dayım. 2 saat erken!!! Kızılay’da 1-1.30 saat kadar oyalandım ama yok vakit geçmiyor. (Bu sefer taksiye 15 lira bayılmadım, rahatlayabiliriz. :’DD) Bindim otobüse, istikamet Simon Bolivar caddesi. 😛 Bu ayrıntıya çok takıldım çünkü daha birkaç hafta önce öğrenmiştim Simon Bolivar‘ın kim olduğunu. 😀 İspanya Büyükelçiliği’nin İspanyollara karşı bunca savaş vermiş bir adamın isminin verildiği caddenin hemen dibinde olması? Olaya gel. 😀 Ayrıca tamlamayı ne zincirlemişim, Türkçe’me sağlık. (sakjdhaskj) Yine dağıldım durun.

Saat 9.30 oldu ve kapıya doğru yöneldim. Ve arkadaşlar abartmıyorum, 4 sene İspanyolca dersi almış bir mütercim tercüman olarak henüz ciddi anlamda başlamayan meslek hayatımın en rezil hatasını yaparak kendimi yerin 7 katına sokmak istedim. 😀

Elçilikteki görevli İspanyol. Neredeyse hiç Türkçe bilmiyor sanırım. Gıcıklığına konuşmuyor olamaz. İngilizce’si var galiba çat pat. Neyse ben olayı kısa keseyim diye derdimi İspanyolca anlatayım dedim. Demez olaydım. :’D Bir önceki gece yatarken kafama takıldı; lan acaba pasaportu teslim almak derken hangi fiili kullanıyoduk İspanyolca’da? Düşündüm düşündüm aklıma bişi gelmedi. Sonra dedim gitmeden şu kelimeye bir bakayım. Sonra baktın mı diye sorun? Yöööö, unuttum. :’D Bu sıralar da kulağım İspanyolca’ya alışsın diye sürekli Rebelde izliyorum/dinliyorum. Henüz 251. bölümdeyim. (sdkjfhsdkj) Oradan aklıma yapışan bir kelime var ki her şeyi o mahvetti. Adam geldi, ne için geldiniz diye sordu. Ben de – içimden ‘fuck this shit kelimeye bakmayı unuttum!’ diyerek –

“Para tocar mi pasaporte” şeklinde cevap verdim.

Tınrım. Dios mio. Şimdi hatırlayamayınca beyin en basit kelimeye koşturuyor tamam mı. Almak – take – tomar üçlemesi kafamda yer etmiş. Amacım tomar demek. Ama gerizekalı diziden tocar aklıma takılmış mı? (No me tocas, no me tocas!) Tocar da dokunmak ya da çalmak anlamına geliyor mu? 😥 Bildiğiniz pasaportuma dokunmaya geldim demiş oldum. Tınrım. Bak yine içsel olarak yerin dibindeyim. (kjsdhkjashk) Kullanmam gereken kelime de recojer’miş meğersem. Adam önce bi’ anlamadı olayı, sonra aaaaaa recojer? dedi. Ben de si si si sisisisisisisisiisi (el sisi değil, yanlış olmasınekjfjd) diyerek koşturdum içeri. Bi’ yandan diyorum ki doğru lan cojer almak demekti. Bi’ yandan da şunu düşünüyorum: heee demek ki yabancılar Türkçe konuşmaya çalışırken böyle oluyormuş. (kjsadhajksdkassjajkdh) Ay allahım, binbir rezillik işte. Neyse sonra pasaportumu aldım çıktım. Tekrar Kızılay’a inip Ada kızçemi görmeye gideceğim. (daha 2 aylık ablasııısadjas) Hediye falan alayım dedim, sonra bir de ne göreyim? Kazağımı düşürmüşüm (muhtemelen) elçilikte. Oğlum gece de yolda giderken diyorum ki kendi kendime; bu kazak negzel bişi ya, giydiğim her şeyle uyumlu giderken kesin götüreyim. Nere götürüyon nere?! Sonra koştur koştur kendime kazak aradım, bu mevsimde de adam gibi bişi nasıl bulacaksın? Dertsiz başıma dert. 1 saat dolandım boş boş, beğenemiyorum hiçbişi yok. En son colins’in yeni sezonunda bi’ kazak varmış, onu buldum da kurtuldum. Şansıma da mağaza tam gideceğim yerin otobislerinin kalktığı yerde miymiş? Etlik tarafına gideceğim ilk defa, otobüs durağını bile bilmiyorum. :’D Bi’ kapı kapanırsa diğeri açılır diye buna diyollaaaa demek ki. :’D

* * *

Geri geldim, günlerdir koşuşturuyorum alışveriş falan. Ama o kadar yorgunum ki kolumu kaldırıp bişilere bakasım gelmiyor. Bi’ ara bi’ mağaza’ya girdim kadın diyo ki bakın şunlarımız da var bunlarımız da var. Ben de yaslandım bi’ yere; denemek çok zor geliyo şu an, ama denemeyeceksem olur dedim kadına. (jdhashdasj) Zaten almam gerekenlerin yarısını unuttum. Mosmor bi’ bavul aldım bu arada. 3243243232 metre öteden tanıyabilirsiniz kendisini. (kjsahdkjashk)

Dün 2 kez indim çarşıya, artık ruhumu teslim etmek üzereyim falan. Kardeşimle birlikte indik 2.sinde. Çocuğa bi’ tişört beğendiremedim ya! Onun yakası bilmem şöyle, bunun rengi bilmem böyle. Lan diyorum ki burada bi’ yanlışlık var. Ben gittim şunu alıyorum bunu alıyorum dedim bitti. Ama arkadaşa kıyafet beğendiremiyoruz. Ben sürekli ‘hadi Mehmet, çabuk Mehmet, gidelim Mehmet, ölüyom Memeeeetsakjdhsadjaskas’ Neyse bu zahmet edip bişiler beğendi, istediklerini aldım, tam mağazadan dışarı adımımızı attık: ŞAP! Koluma inen bir ıslaklık.. Sonra bütün tişörtüme de yayılan başka bir ıslaklık…

ALLAHSIZ KUŞUN BİRİ YEDİĞİ İÇTİĞİ NE VARSA TOPTAN ÜSTÜME BOŞALTTI! Ama ben böyle bişi görmedim, kuş muydu ejderha mıydı acaba, üstüm başım battı ya. Şapşi bebe de yanımda gülmekten yarılıyor; ben üstümü temizlemeye uğraşıyorum. Bildiğiniz umumi tuvalet muamelesi gördüm. O zıçmak değil, bildiğin iç organlarını atmış üstüme gerizekalı.

Sonra gittim aciliyetlen bir tişört alıp üstümü değiştirdim. (colins ikinci evim gibisinaskdjhas) Görevli kıza diyorum ki üzerimi değiştirsem sorun olur mu uçan bir hayvanın saldırısına uğradım da? Kız da bıyık altından gülüp tabii falan dedi zalım. Sonra bizimkiyle gidip direkt sayısal loto oynadık. (ksjdhaksjdsa) Bunun da neresi şanssa artık. Kuponu aldı bana vermiyordu ama gece getirip masama koymuş, kesin yine zengin olamadık. (askjdhasdhaskj) Yoksa kuponu aldığı gibi kaçardı adi. 😀

Dün bi’ de babamın doğum günüydü. Halamla konuşuyoruz, diyorum ki sakın kutlama da hatırlamasın bugün doğum günü olduğunu. Ama neeeereeeeeeedeeeeeeeeeeeee. Adam kendi doğum gününü kaydetmiş telefonunun ajandasına. 😀 Sabah çalışırken alarmı çalmış, elindeki işi gücü bırakmış anam bugün benim doğum günümmüş ya falan diyormuş. Sen nere süprüz yapıyon bu adama? Hediye alayım dedim ama o da tam bir zalımlık. Çorum’daki erkek popülasyonunun büyük bölümünün bedeni large arkadaşlar. Ya da en azından gelecekleri bu. Çünkü 1 tane large beden tişört bulamadım babama! Olur da Çorumlu bir ademoğluna gönlünüz kayarsa sizi (yüksek ihtamelle) neyin beklediğini bilin. 😀

* * *

Şimdi de son planlarımızı yapıyoruz işte. Önemli akrabalarla son görüşmeler, arkadaşlarla son buluşmalar falan. Kimi evleniyor, kimi işe giriyor, kimi okuluna devam. Ezgigız da alıp başını gidiyor. :3 Negzel oldu. :3

Şu an omzumda yük gibi duran tek bir şey var: Türkiye’yi tanıtmak. Çünkü bu projenin amacı AB ülkeleri arasında köprü kurmak. Yabancı bir kültür tanıyıp kendi ülkenin kültürünü tanıtmak. Oraya gidince başlıca görevim bu. (yani ben öyle sanıyorum) Sonra tecrübe kazanmak, ülkeme faydalı olmak, okuluma faydalı olmak falan filan geliyor ama ben Berin ve Merve’yle seyahat planları yapmakla meşgulüm. Berin İrlanda’da; Merve Polonyo’da ve biz İspanya’da buluşmayı düşünüyoruz. (sskdhkajshdkaj) Yani şunun hayalden öte ‘plan’ olması çok garip geliyor. Vıy ınısını ya.

Ben yine dağıldım. Gençler ülkemizi tanıtmak için yardım edin bana! Fikir verin, slayt bulun. Fotoğraf, video atın. Aklınıza ne gelirse. Çünkü hepsine ihtiyacım olacak. Epeyce bir fikrim var ama henüz somutlaştıramadım hiçbirini. :’D Bi’ el atıvirin siz de. :’3 Vatana hizmet sayılır bi’ yerde dimi? 😀

Bu arada kaç gündür yaz bitse de şu şarkıyı paylaşsam diyorum. (kasjdhakjshdka) Hayatımın çok da kötü geçmeyen bir yazıydı bu. Hatta ortalamanın üstündeydi galiba. :3 Hadi git bakalım.

Evet, bu sefer bitti galiba.

*Hayatımın ilk uçak yolculuğunu 11 Eylül’de yapacak olmam da nasıl bi’ tesadüfse?

**Felaket davetiye mi çıkarıyorum acaba ki?

***Count Olaf, çık hayatımdan.

****Elektrik kesilmiş, tı naled ossun.

Advertisements