Aman, Ölünce Uyurum

Geçtiğimiz iki haftanın özeti bu benim için. Şu an yine aynı sloganla hareket ederekten uyumak yerine geldim blog yazıyorum. İspanya sınırları içindensdjhskhjshjhdjkhs He, mutluyum da biraz. :’D

Öncelikle bu sloganın nereden dilime yapıştığını anlamanız açısından:

There’s plenty of time to sleep when we die. :3 Bunlar hep o Byun Baekhyun bebesinin halt yemeleri.

Efenim vizem onayladıktan sonra ne doğru dürüst uyuyabildim ne de uyumak istedim. Her günüm 435434 tane işle ve insanla geçti. Ben mutlu, insanlar benim için mutlu falan. Değişiklik oldu işte. (kjsdskdhs) Ve Music Bank’ten 1 gün önce İstanbul’a doğru yola çıktım. Şu an o kadar çok hikaye birikmiş durumdaki bunların birçoğunun ayrıntılarına giremeyeceğim. Otobüsteki sapık teyze ve hikayesi Sellocan’la benim aramda kalacak mesela. 😀

Olaylar Şükümin Super Junior’ı karşılamak için havalimanına gitmek istemesiyle başlıyor. Evde beni beklemek zorunda kalacak olan yiğrımcan bu fırsatı kaçırmak istemedi, benim de engel olmaya içim el vermezdi zaten. İlk kez gittiğim bir evi kendi başıma bulmaya çalışacağım. Hiç gitmediğim bir semt olduğundan da kaybolur muyum acaba diyorum ama bir yandan da macera mı? kamooon modundayım. Bir de diyorum ki allahın Barcelona’sında tek başıma yolumu bulmaya çalışacaksam İstanbul vız gelir. Böyle garip bir deli cesareti depoladımdı uçak biletimi Barcelona’ya almaya karar verdiğimde. İstanbul’a ulaştık, Şükümin bana adım adım yapmam gerekenleri anlatacak ben de eve ulaşacağım. İndim taksiye bineceğim falan, servis şoförü geldi nereye gideceksiniz diye sordu. Adam sorunca ben de belki götürürler diye Şükümin’in verdiği cadde ismini söyledim. Ama aldığım cevap akıllara zarar.

Şoför: Orası neresi?
Ben: İlk kez gideceğim bilmiyorum.
Şoför: Sen bilmiyosan biz de bilmiyoruz…………………………………..

diyerekten beni başından savdı. Gerzek insan, ben zaten taksiye binecektim sen sordun bi’ de trip. :O Dalarım nan adama. :O Buna niye bu kadar takıldın ki? diye sorarsanız da yine EXO! Growl’un nakaratından ‘neo mulleoseoji aneumyeon dachyeodo mulla’ diye bir kısım var malumunuz. Ben o kısmı sen bilmiyosan ben de bilmiyorum diye düzenledim ve artık o kısım benim için Metro turizm’in sloganıdır. 😀 Daha da binmem zaten. >.>

Music Bank hakkında – nedense – pek söyleyecek bişiyim yok. (LEE JOON GERÇEKTEN GERÇEKMİŞ!) Konser öncesinde yaşanan rezillikler yüzünden bütün kpop fanlarından nefret ettim bir ara. 11’de falan girdiğimiz sıradan çıktım gittim Kadıköy’e. Safi rezillikti o kısım. Keşke oturulan kısımlardan bilet alsaymışım dedim. 161,5’luk boyunla ne diye platinum bilet alıyon ki sen yani. (LEE JOON GERÇEKTEN GERÇEKMİŞ) Neyse ben bastım gittim Kadıköy’e. Paramla rezil olacak değildim ya. >.> Arkadaşımın yeğenini de alacaktım zaten, gerzek fangirllerin gerzek kavgaları ve seviyesiz muhabbetleri bünyeme ağır geldi. Zaten yorgun ve uykusuzum, hava sıcak bi’ de yok ben 1 sıra öndeydim, yok sen burada değildin bilmem ne. Gerzek, 3434534 kişilik arkadaş grubum var orada benim, 1 kişi önde olsam ne olmasam ne? Böyle ufak hesaplar, salak bi’ sıra yüzünden dönen iğrenç muhabbetler, eğlenmeye gittik oğlum biz oraya. Salak saçma insanlarla kavgaya değil.

Neyseler neysesi. Konser güzeldi he. (LEE JOON GERÇEKTEN GERÇEKMİŞ) Organizasyonu çok beğendim. Benim durduğum yerden sahnenin pek bir esprisi yokmuş gibi gelmişti ama kamera çekimlerinde baya afilliymiş gibi. 😀 Sunucuları yirim ben, bizim Türk sunucu abla da gayet iyiydi. Bizi rezil etmediği için kendisine müteşekkirim. 😀 Halk oyunları gösterisi çokzeldi, kpop’la harmanladıkları kısmı özellikle çok sevdim. Gee’yi de duydum ya konserde. (askjdhasj) Sahneye ilk MBLAQ çıktı ve ben o an gerçekten bir MBLAQ fanı olduğumu anladım. (kjasdhjashdjas) Ama lanet olsun ki en az görebildiğim grup MBLAQ’ti.

Almaya yeltendiğim tek görüntü:

070920131621

Telefondan ancak bu kadar oluyor. Ayrıca zıplamayı görüntü almaya tercih ettim. Sonraki 3 gün boyunca da bunun pişmanlığını yaşadım. (jsdjkahdka) Her ayağa kalkışımda bacaklarım ağladı resmen. :’D

Konserin ilk heyecanıyla millet önlere akın etmiş. Önümüzdeki Bulgar’lar inatla bayrak açıp duruyor falan. Çıldırdım. -_- Lee Joon’un tribünlere oynamasından hiç hoşnut kalmadım, önüne baksana yavrum sen? >.> Ailee’de de artık kendimi parçaladım. O gün hayranlığımın 34534534 kata katlandığı tek kişi Ailee’ydi. Bir insan bu kadar mükemmel olmamalı arkadaşlar. Hayır zaten mükemmel olduğunu biliyordum ama bu kadar mükemmel olma ihtimali? skajdhsakjdhskaj FT Island ve MissA’de dinlendim çünkü Super Junior için enerjim kalmalıydı. BEAST’in sahnesi çok ama çok eğlenceliydi. Sonra SJ geldi ve değişti dünya. Ben dedim BEAST salonu inletti, bundan ötesi olamaz. Ama yok, fire burning on the stage bildiğin. Eminim ki Miracle’ı birçok insan bilmiyordu. Ben de sözlerini çok iyi bilmiyorum şahsen ama o şarkıyla bile inletmeyi başardılar. O an onları izlerken içimden diyorum ki allahım ben SNSD’yi canlı izlemezsem ölürüm. sakdjhaskjhdaks (LEE JOON GERÇEKTEN GERÇEKMİŞ AMA BİZ SMTOWN DA İSTERİK) Grupların sürekli Türkçe konuşmaya çalışmaları, hazırlanan pankartlar falan KOMEDİYDİ. Ama bir o kadar da şeker. 😀 Yine de en güzelli pankart buydu:

DSCN1078[1]

İmza: Sedasaeng :3

Konserden de mutlu mesut ayrıldım; kaldı mı geriye yolculuk?

Hayır canım öncesinde EXPO var. 3 gün boyunca Sultanahmet’teydim. Ne kadar broşür varsa topladım ama Sedasaeng bir günde benim topladıklarımdan çok daha fazlasını çantasına doldurarak rekor kırdı sanıyorum. (kjdshasjhakjjk) İşin garip kısmı, Korelilere bildiğin gıcık olan Selçuk oğlanın da 2 gün boyunca orada olmasıydı. Ona ev hediyesi olarak oradaki küçük bardaklardan çalacaktık bak unutmuşuz yine. (sdkjhsjhkjds) İpek Yolu pazarının kapandıktan sonraki görüntüsü çogzeldi. Yine kamerasız dolaştığımdan dolayı telefonla idare ettim. :’D

080920131627

Ekip üyelerimiz Tubi, Psyjumma ve Betüş’le bir araya geldik. Konser öncesinde de Büş ve – manyak – Betül’le de karşılaşma fırsatımız oldu, çogzel oldu. Bir de topluca bir araya gelebilseydik keşke. T__T Kızlarla Sultanahmet’e gittiğimiz gün yanımızda Sedasaeng’in Koreli bir arkadaşı da vardı, çocuk gittiği her yeri birbirine kattı, o da ayrı komediydi. Hacivat ve Karagöz’ü izledi Türkçe olarak ve hiçbişi anlamadı ama onlara eşlik etti falan. Bizi epey eğlendirdi. 😀

Bu arada günler geçiyor ama Ezgigız hala uyumuyor, uyku sözü geçince ölünce uyurum yeaa diyor. Sonra yorgunluktan ölüyor ve THE END.  Yok be ölmedim ama son 2 gün artık gece kafamı koyar koymaz bayılıyodum artık. Hala da geçmiş değil.

Geldi çattı yolculuk günü. İstikamet Barselona. Tarih 11 Eylül, uçağa binmek için seçilebilecek en olumlu(!) anlam ve öneme sahip gün yani. Hayatımda yaptığım ilk uçak yolculuğunu bugüne ayarlamış olmam da takdire şayan.

Sabah Sedasaeng’le yola çıktık. Seda olmasa ben bildiğiniz ölmüştüm, buradan kendisine binlerce kez daha teşekkürlersadjhasjhajk Bavullarım hayvan gibi ağır olmuş mu? 3 parçaya toplamıştım, taşıması kolay olur falan diyor idim ama neredeeeeeeee. Yine de, hayatım boyunca hiç dünkü kadar yardımcı olmamıştı insanlar bana. Merdivenlerin büyük bir çoğunluğunda centilmen Türk erkekleri (evet doğru duydunuz Türk dedim) taşıdılar bavulumu. 😀 Kalan kısımlarda centilmen ve dünyanın en sushisi Sedasaeng vardı zaten. :’D Taksi – Uzunçayır metrobüs – Şirinevler metro ve sonunda havalimanı şeklinde hedefe ulaştık. İşlemler konusunda yine Seda’nın telkinleriyle heyecandan ölmemeyi başardım. Sedasaeng’le İspanya’da görüşmek dileğiyle vedalaştık ve kontrollerimi yaptırıp uçağıma doğru ilerledim. Bundan sonrası bambaşka bir macera, hatta kalınız. 😀

Advertisements