Comenius Var Dediler Geldik

Sedasaeng’ten ayrıldım, pasaport kontrolünden geçtim ve 302 nolu kapıya doğru yöneldim. Yöneldim yönelmesine de git git bitmiyor arkadaş. Tam da ben levhayı görünce bu son uyarıdır diye anons yaptılar mı, allah panik insana yapılır mı lan bu? Son uyarı falan da hikaye, gittim serviste en az 10 dakika bekledim. Salaklar. (-.-) Geçtim uçağa. Kalkışı beklerken düşünüyorum, acaba korkar mıyım falan diye. Ama işlemleri tamamladım ya, sonraki rahatlığımı bir görseniz iett’ye falan biniyorum sanırsınız. Hatta ne kadar rahat göründüysem inişten sonra da millet benim peşime düşmüş, ben yanlış yöne gidince de peşimden gelmişler. (jdsfhdsjhfdshf) Sonra da biz de siz biliyosunuz diye sizi takip ediyoduk diyorlar bana. (sjdjdsfjsdsdks) Uçakta korkmadım nan, sadece inerken çok bulutluydu hava. O biraz gerdi. Havalimanı kıyıya çok yakın olunca denizin üstünde alçaldık, ürkütücüydü. Bulutların üzerinde uçmak deyimi artık olumlu bir anlam ifade etmeyecek bana. :’D

DSCN1086

Biniş kartınızı saklayınız Comenius asistanları ve adayları. Çünkü sizden isteyecekler onu. Şu yurtdışı çıkış harç puluna da 15 lira bayılmak durumundasınız. Beni 343534543 kere uyardı herkes, almazsanız sıradan çıkıp satın alıp gelmeniz gerekiyormuş falan. Pasaportunuzu da unutmazsanız fena olmaz tabii. 😀

Uçaktan yanımda çok ilginç bir bey oturuyordu gençler. Bakın nereye gitsem çekiyorum böyle insanları. Adamın karısı Koreliymiş. 😀 😀 😀 😀 😀 Londra’da yaşıyormuş ailesiyle, ara sıra da Andorra’da kalıyorlarmış. Kızı Oxford’u kazanmış, onu kayda götürmek için gelmiş. 3 dil biliyormuş; Korece, İngilizce ve sormayı akıl edemediğim bir dil daha. 😀 (Türkçe olabilir mi acaba?) Benim neden gittiğimi sordu, nasihat falan verdi. Şuna dikkat et, buna dikkat falan. Yine benim liseli olduğumu falan düşünmüş o da. :’D Korelilerden bahsettik, eşinden yemeklerinden falan. 😀 Bir ara çeviriden bile bahsettik, kızı da çeviri yapıyormuş çünkü. 😀 Friend-lee diye bir dükkan varmış Kore’de, baya bi’ güldük buna. 😀 Sahibinin soyadı Lee’ymiş de, böyle yaratıcı bir isim bulmuş. 😀 İnerken hosteslerden biriyle sohbet ettik, ben 9 ay kalacağım deyince bi’ ağlamaklı oldu nedense. :’D Çok şekerdi. Ya da herkes bana şeker geldi bilemiyorum. (kjdsfhsjkdhdsk) Hostes apla ve fahri Koreli amca bana iyi şanslar dilediler ve uçaktan indim. Pasaport kontrol kısmı çok fenaydı. İğrenç bir sıra vardı. Barcelona’da hava 16 derece falandı, o yüzden kalorifer neyin açmışlar. Piştim resmen.  All passports/Todos los pasaportes kısmındaki ölümcül sıradan sonra bavul almaya geçtim. (Recogida de Equipaje) Milleti de peşimden sürüklemişim bu kısımda, hala gülüyom. (jkdhasjdhaksj)

Bavulum parçalanmamıştı arkadaşlar ama kilidi açamadığımdan dolayı en son ben yaptım o işi. 😀 Acı gerçekle de bavulu aldığım an karşılaştım: bu eşyalar insanlığa sığmayacak derecede ağırdı.  Herkesin de eli kolu dolu olunca kimse yardım etmedi doğal olarak. Araba almakla da uğraşmak istemedim. Sonra metroyu araya araya çıktım havalimanından.

Gitmem gereken yer Barcelona’nın Sants istasyonu. Oradan trenle (Renfe) kendi şehrime geçeceğim. Ben sanıyorum ki Aşti’deki gibi direkt Ankaray var ya da Atatürk’teki gibi metro. Yok annem; varsa bile ben bulamadım. Neyse havalimanında bir kızcağız beni otobüslerin kalktığı yere kadar götürdü. (çünkü ben yakasına yapıştımskjadhaskj şaka :3)  Önce T1/T2 duraklarından kalkan ücretsiz otobüsler sizi trene götürüyor. Orada bilet alıyorsunuz. Aldığınız biletle (küçük bir kart) önce Central’dan metroya (Ferrorail) biniyor oradan da Sants’a geçiyorsunuz.  (Ben tren biletimi online almıştım ama istasyona girmek için o küçük kartlara ihtiyacınız var) Aslında çok da karışık değil ama ilk kez gidince hiçbişiden emin olamıyor insan. (Bir de o lanet bavullar olunca) Central’daki güvenlik görevlisine fazla kaybolmuş görünmüş olacağım ki beni sıradan çıkarıp biletimi elimden aldı, sonra da o küçük kartlardan çıkardı bana sağolsun. 😀 (self ticketing diye bir olay var) Sonra başka bir çocuk ben de Sants’a gidiyorum deyip yönlendirdi beni. Tren’de başka bir bey şu kadar kaldı bilmem ne diye bilgi verdi. İnerken bavulumu taşıdı.

DSCN1087

Bu esnada yolculuğumun tek can sıkıcı olayını yaşadım. Ben trene biner binmez kendimi kapının yanındaki ilk koltuğa attım. O sırada bir kız da oturmaya çalışıyordu. Yer var diye sallamadım ama meğer sevgisiyle birlikteymiş, o da yanına gelecekmiş. Sonra baktım çocuk başka bir koltuğa geçmiş, yani bir sürü yer var. Ben de kız da geçecek diye düşünüp oturdum. Sonra çocuk bana sinirli bir şekilde çok kibarsın teşekkürler dedi. :D:D:D:dsmdsdksjs Şimdi güldüğüme bakmayın, çok sinir oldum o an. Gerzek herif, hayvan gibi bavullarla tek başıma tırmanmışım, hareket dahi edemiyorum. Bir sürü boş yer var. Bi’ sırt çantası dışında eşyan yok, bi’ de gelmiş sevgilinin istediği yere oturamıyosunuz diye tersleniyosun. (-_-) Asıl that’s so gentleman of you öküz. Ben olayı anlasam o halde bile yer verirdim belki, ama bir sürü boş yer olmasına rağmen öküzlükte sınır tanımayan sendin, dana. -_- Neyse, bu kısa atışma sayesinde o bana yardım eden beyle konuştuk, boşver sen onları falan dedi. :’D

Sonra Sants’a ulaştım, trenimin peronunu öğrenmem biraz sıkıntılı oldu çünkü görevli amca inatla Katalanca cevap verdi. İspanyolca cevap verdiyse bile telaffuzundan hiçbişi anlamadım. Sonra başka görevliler bulup onlara sordum. 11-12 nolu peronlardan kalkıyormuş Valencia trenleri. Orada oturan birkaç yolcu daha vardı onlara da danıştım. Şansa bak ki onlar da Castellon’a gidiyormuş, beni yanlarından ayırmadılar trene ulaştırana kadar. 1 teyze, 2 amca ve ben. 😀 Trene gelince ayrıldık, onlar 1 ben 3 numaralı vagondaydım. Vagonlara coche deniyormuş gençler. Coche araba anlamına da geliyor o yüzden epey şaşırmıştım ben. 😀 Koltuk numarası ise plaza diye geçiyor. (fotoğrafı sonradan eklediğim için bu bilgi fazla aşağıda kalmış. :’D)

Bir ara görevli gelince tren biletimi düşürdüğümü fark ettim. (salak gibi) Bi’ gerzeklik yapmasam şaşırın zaten. 😀 Tren vagonunda bavulları koymak için bölmeler var, bavulu oraya yerleştirirken bileti yukarı koymuşum, sonra da orada unutmuşum. 😀 Koştur koştur gittim onu aldım. Bileti bulamasam eski Türk filmlerindeki gibi sezerciğe falan bağlayacaktım. Tuvalete de saklanamam ki arkadaş, hayvan gibi bi’ bavullayım. Neyse bileti kontrol etmesi için görevliye verdim ve Barcelona’dan ayrıldım. Bu esnada değil fotoğraf çekmek sağıma soluma bile bakamadım. Ellerim bavullar yüzünden kıpkırmızıydı artık. Terden ölmüşüm falan böyle. 2 saat 38 dakika sonra Castellon’a ulaştım. İnerken de karşımdaki koltukta oturan – Alman bir anne/kız vardı – teyze bana yardımcı oldu. Bavulumu indirdi trenden, savolsun. Sonra da Estela’yı gördüm, beni karşılamaya gelmiş bekliyordu falan. (Estela benden sorumlu olan öğretmenlerden biri) Birlikte otele gittik, ben bişiler yedim, biraz sohbet ettik falan sonra hop yatağa. (değil) Çünkü bavulumu açmaya uğraştım yarım saat. (askjdasask) Baktım olmayacak, bir üst bölmenin içini yırtıp açtım, öyle kullanıyorum bavulu. :’D

Castellon küçük bir şehir ama epey düzenli gibi. Beni gelmeden önce deli gibi korkuttular; yok çok fazla hırsızlık oluyor, şöyle dikkat et, böyle dikkat et. Yani illa ki fırsat kollayanlar vardır da Estela’nın bahsettiğine göre Castellon gayet güvenli bir şehir. Zaten epeyce sessiz sakin. Havası çok güzel olduğu için tercih edilirmiş burası. Emekli şehri gibi mi acaba? Onu da zamanla keşfedeceğiz artık. Bugün de Raquel, Juan Carlos ve ismini hatırlayamadığım başka bir öğretmenle daha tanıştım. Ev konusunu onlar hallediyor. Raquel bana İspanyolca kursu arıyor, Estela telefon alma konusunu araştırıyor. Ben de otele geldim, uyumak yerine blog yazıyorum işte. Şimdilik her şey gayet güzel. Otelim şehrin tam merkezinde. Kocaman bir meydan var önümde. Bir de El Corte Ingles diye bir alışveriş merkezi. Hemen ileride de Zara’nın devasa bir mağazası var ve Raquel’in dediğine göre diğer ülkelere göre çok ucuzmuş. Şimdilik irademe sahip çıkmaya çalışıyorum. Kalacak yer ve İspanyolca kursumu ayarlamam lazım önce. :’D

Otelin dibinde burger king var şansıma. :’D Yoksa yanmıştım. Yemekler biraz ilginç gibi de o açıdan. 😀 Yanımda birileri olmadan denemeye cesaret edemiyorum henüz. :’D

Yarın Estela ve Raquel’le birlikte üniversite’ye gidip kurs ve oda arkadaşı arayacağız. Planımız bu.

Size anlatılan/ anlatılacak olan bütün gerilim hikayelerini sallayın. İspanyol insanı gayet sıcak ve yardımsever; ulaşım gayet düzenli ve kolay; siz kendinize sahip çıktığınız sürece de güvenlik konusunda çok fazla endişe etmeye gerek yok gibi. Durum tam tersiyse de ben çok şanslıydım, bilemiyorum. Şu an yorgunluktan pek bişi anlayamadım ama alışma sürecinde neler olacak ben de merak ediyorum. Gelecek aya kadar derslere girmeyecekmişim, buna çok sevindim. Girsem bile hep başka öğretmenlerle olacağım zaten. Bugün Isabel diye bir öğretmenle daha tanışmıştım bak. Dersini İngilizce anlatması gerekiyormuş yardımına ihtiyacım falan var dedi bana. 😀 Ben de oww Isabel’ciğim sen iste dedim. sjadhashdjksa Okul müdiresi Angela biraz ürkütücü; müdür yardımcısı da Raquel’in eşiymiş neyse ki oradan yırttık. 😀

Ev bulamazsam Estela beni evine alacakmış (yirim) sokakta kalmayacaksın merak etme dedi. (sjdhakjshdja) Ama bir iki seçenek bulduk bile. Bir iki güne ayarlayabiliriz sanıyorum. Kurs ve telefonu da hallettik mi tamamdır. (ilk etap)

Lafı daha fazla uzatmıyor ve yatmaya gidiyorum ben. :’D Sağlıcakla.

*Keşke Comenius’u insanlara nasıl anlatacağım konusuna biraz çalışsaymışım, en çok zorlandığım konu bu oldu. askjdkasdhas

**İnternet paketiniz var diye güvenip girmeyin hiç. Tek girişte 3.50 tl kesti benden. İki kez facebook’a girdim çıktım anneme haber vereyim diye, 7 liram gitti. -_- 1 sms de 1.50 tl. Hemen yerel bir hat almalı.

Advertisements