Başlığa Ne Koyacağını Bilememek

Kafam çok dolu, hiç yormaya niyetim yok yani. :’D

Yarın buradaki ilk haftamı dolduruyorum gençler. Şehrin merkezinden kaybolmadan dolaşabilirim sanırım. :’D Beynim aynı anda İngilizce & İspanyolca düşünmekten ve sürekli yeni bişiler öğrenmekten kaç kat fazla çalışıyor ben bile bilmiyorum. O yüzden 2-3 saatte pert oluyorum. :’D Bir de buna yeni telefon alma seçeneğini ekleyince (kararsızlık ve parasızlık aynı anda çekilmiyor) aman sabahlar olmasın.

***

Haftada 14 saat çalışacakmışım sadece. Okulumun lise olup olmadığı konusunu sonunda açıklığa kavuşturduk. Yüksekokul gibi bişimiş. Teknik Eğitim Fakültesi aslında. Ama sistem Türkiye’dekinden farklı olunca eşleştirme yapmak doğru olmaz. 40 yaşında öğrencilerimiz var nan, garip yani. 😀 Ben erasmus’la yurtdışına gitmek isteyen öğrencilerin İngilizce seviyelerini yükseltmeye çalışacağım. Bir İngilizce seviyelerinin olup olmadığını bile bilmiyorum ama, öyle işte. :’D Geçen gün Estela’nın bir dersine girdim. Öğrencilerin hepsinin benden büyük durduğunu söylememe gerek yok sanırım? Ve sınıfta sadece 1 tane kız vardı. :’3

İspanyolca kursunu bedavaya getirebilirmişim ama sözleşme imzalarken ‘hazırlık’ kursu dediğinden kurs için ekstra ücret talep etmemiştim. :’D Gerizekalı ben. Beyinsiz ben. Tıynetsiz ve cibiliyetsiz ben! Ulusal Ajans’a mail atmam konusunda çok ısrarcı öğretmenlerim ama yapabilecekleri bişi olduğunu sanmıyorum. Ben yapacağım gerzekliği (yine ve yine) yaptım çünkü. :’I

Okuldaki öğretmenlerle tanışıyorum hala. Ama hepsini hatırlamam mümkün değil, yüzden fazla öğretmen var. (-_-) Bugün büyük bir grubun içine soktu Estela beni. İngilizce konuşabilen yok aralarında. Ben onları anlıyorum, İngilizce cevap veriyorum sonra Estela onu İspanyolca’ya çeviriyo falan. (Hala insan içinde İspanyolca konuşmayı reddediyorum) Biz konuşurken öğretmenlerden biri Türkiyeli kız Ana Botella’dan daha iyi İngilizce konuşuyor dedi. (dkjfhjkshfkjhdsjkfsd) Sonra bana Ana Botella’yı tanıyor musun diye sordular. Evet, tanıyorum. Ana Botella İspanyol bir siyasetçi ve Madrid’in belediye başkanı sanırsam. Buradaki hiçbişiyin Türkçe karşılığının doğru olacağını sanmıyorum ama siz anlayın işte. Kadın 2020 olimpiyatları için Madrid’i temsil etmiş ve İngilizce bir konuşma yapmış. Konuşması akıllara zarar ve ülke çapında dalga konusu olmuş kadın. 😀 Remixler falan ardı ardına. Onlar bana Ana Botella’yı izletir de ben geri kalır mıyım? Fatih Terim’i izlettim ben de. (sjkdskjdshfjhsdkjfds) Ayrıca bu kadını dinleyince bizim sunumları merak edip baktım. İspanyollardan pek farkımız yok açıkçası. Ondan sonra aman efendim niye olimpiyatları alamadık? (sjdhsajkdhas)

***

Yemekler~ Her köşe başında barlar var demiştim ya, işte o yerlerde ‘bocadilla’ minnak sandviçler satılıyor. Bazı kafe/barlarda 100 farklı çeşit bocadilla bulunuyor falan. O sebeple henüz böyle geleneksel yemek falan yeme fırsatım olmadı. Paella istiyorum paella! Ev arkadaşlarımdan Angela’nın ailesi çok güzel paella’lar yaparmış. Bana da öğretecek ileride, yani öyle umuyorum. 😀

Mutfak alışverişi olayım da ayrı komedi. Evin yanında dia var o yüzden sürekli oraya gidiyorum. Ama neredeyse bütün ürünler çok yabancı. Yediğim ya da satın aldığım her şeyi tek tek çeviriyorum önce. :’D En büyük sıkıntılarımdan biri de su. Favori su markamı bulmam lazım, onun tadı bile farklı geliyor. Su konusunda takıntılıyım da biraz. :’3 Kanayan yaralarımdan bir diğeri de salça. Ben domates ve her türlü yan ürününe aşık bir insanım. Burada bir sürü domates sosu bilmem nesi var ama bizim bildiğimiz salça var mı çok emin değilim. Kızlara da bir türlü anlatamadım satın alırken. Bugün resimlerini falan göstereyim de kısa yoldan çözeyim şu sorunu. (skdjaskdhkas) Et olayı çok sıkıntı, kaç reyon var kırmızı et için ben sayamadım açıkçası. Domuz etini hiç sanmıyorum zaten. Tavuk ve balık eti dışındaki her şeyi hayatımdan çıkardım(zaten pek yoktu da), pizzaları bile sırf sebzeli sipariş ediyorum. :’D Sebzeleri tam anlamıyla inceleyecek vaktim olmadı henüz. Gelir gelmez domates aldım o ayrı tabii. (asdjhasjkd)

***

Dün yerel bir telefon hattı aldım, sonunda! Ama o iş de biraz karıştı. Sırf burada kullanmak için açtırdığım online bankacılığı yurtdışında kullanmama izin vermiyor sevgili bankam. (-.-) Yüz kere bankaya gitmiş olmama ve artık çalışanların hepsinin neden orada olduğumu bilmelerine rağmen. (-.-) Yine kurtarıcım Laila sayesinde hattı bedavaya getirebildik. Cidden o olmasa napardım bilmiyorum. :3 (PhoneHouse’da çalışan çocuğun aşırı yakışıklı olmasının da etkisi olduğuna inanıyorum, benim işime geldi açıkçasısakjdhaskj)

***

Buradaki en büyük sıkıntılarımdan biri her şeyin fiyatını Türk Lira’sına dönüştürmek. (-.-) 2 euro, hmmm bu şu kadar TL eder falan diye sürekli hesap yapma halindeyim. Buranın şartlarına göre gayet uygun fiyatlar, ama TL’ye çevirince iş değişiyor ve burada yaşayacaksam bu dönüştürme işini bir an önce bırakmam gerek. Buranın para birimine alışamıyorum öyle yaptığımdan. (-.-)

***

Başka, başka, başka~ Yarın Estela’yla polise gidip NIE (yabancılar için kimlik numarası) başvurusu yapacağız. 18 Mayıs’a kadar vize talebim kabul edilmiş. (dün yanlış bi’ yere gittik de oradaki teyzeler sistemde göründüğümü söylediler. sjdhkasj) Ama kartımı almak için başvuru yapmam gerek işte. Onu da hallettik mi geriye sadece battaniye almak kalıyor. (askjdhasjhdkjashdkjsa) Dün gece çok üşüdüm nan, battaniye almam lazım. :’D

***

Bir sürü yeni fotoğraf çektim ama burada paylaşmam pek mümkün değil. Facebook hesabımı da açabilemem. Çok merak edenler için flickr hesabıma da atacağım, wait for it. Sadece şunu paylaşmak istiyorum, çünkü boş vakitlerimde okulda nerede vakit geçireceğimi biliyorum artık. :’D

DSCN1136

***

Böyle işte. Şimdi gidip kendime battaniye falan bakayım en iyisi. :’D Gelir gelmez hasta olmaya hiç gerek yok.

Esen kalın, jovencitos.

*Bu oda parfümleri insanların kalbiyle oynamak için mi icat edilmiş acaba?

**Galatasaray yaban ellerde boynumu bükük kodun ya, daha ne diyeyim. (-.-)

Advertisements