Bir Garip Serüvenler Dizisi: Girona Kazığı

Gençler, görüşmeyeli nassınız işalla? Sizlere bir başka talihsiz serüvenler dizisinin son günlerinden sesleniyorum.

18 Aralık günü (bu tarihi unutmayın önemli) kışın ortasında sıcaklığın 20 dereceyi bulduğu mis gibi fahri memleketimi terk edip kuzeyin en güzide ülkelerinden birine vurdum kendimi. Aklından zorun neydi diye sorabilirsiniz, hakkınız var. Zira bir tarafım dondu iki haftadırjashdasj Yine başıma gelen bin türlü olaydan sonra dönüş yoluna çıktım. Sayılır.

İşbu yazımızda Ezgigız’ın Polonya maceralarını dinleyeceğiz.

***

Efenim benim gibi Comenius asistanlığı yapan şeker pancarı arkadaşım Merve Polonya’da olunca, ben de kırismısta kar boku yiyeceğim diye mızmızlanınca rotamı bu yöne çevirdim. Çünkü malım. (şaka nan güzeldi aslındakjsakdhsa) Merve de ben de bazen rahatlıktan ölen insanlar olunca ne adam gibi plan yaptık, ne de kafa yorduk bu konuya. Zira kafa nereye eserse biz de orayaydı. İlerleyen bölümlerde bu yemediğimiz haltın başımıza açtığı rezillikleri daha ayrıntılı inceleyeceğiz fakat şimdi yolculuğun en başına dönüyoruz.

Efenim fahri memleketimden trenle Barselona istikametine doğru yola çıktım. Hedef Polonya’nı Wroclaw şehriydi. (Vrotsvaf diye okunuyor, sesletime dikkat edin kızıyollaa :D) Uçağım da Girona havaalanında kalkacak. Önce Barselona’nın merkez istasyonu Sants’a geçip oradan Girona’ya aktarma yapacağım. Ve indiğimde – sanıyorum ki – havalimanında olacağım. Olamadım gençler, olamadım. Saatler öncesinden yola çıkmış olsam da 1.30 saat aktarma yapacağım treni beklemek zorunda kaldığımdan uçak için check in yapmaya ayırdığım süreç daraldı. Girona’ya indiğimde kaderin en zalım cilvesiyle karşılaştım. Girona sadece havalimanının ismi değilmiş. Trenden inince havalimanına yarım saatlik yol varmış. Başımdan aşağı dökülen kaynar sular, uçağı kaçırma düşüncesi ve akabininde yazdığım felaketler senaryosunun bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçişi~~~ Hayır uçağa tabii ki yetiştim ama gerizekalı ben, nereden biliyorum ki tren istasyonu ve havalimanının dip dibe olduğunu? Neremden uydurmuşum bunu? Ve neden araştırmamışım daha önce? Her neyse, gittim teyzenin birine bilgiyi onaylattım önce. Sonra atladım bir taksiye ki İspanya’ya geldiğimden beri ilk kez taksiye bindim ve turistlerin en büyük kazığı havalimanı içeren yolculuklar sırasında yediklerini de bal gibi biliyorum. 20 dakikada havalimanına ulaştım ama ömrümden ömür gitti. Bir de cebimden 25 euro. Kaba taslak 75 lira gençler. Hayal edebiliyonuz mu, 75 diyorum. 😥 Neyse uçağı kaçırmadım ya ona da tamam dedim. Sonra gittim Ryanair denen karın ağrısını bulmaya.

***

Burası da ayrı bir hikaye. Eğer AB üyesi bir ülkenin vatandaşı değilseniz online check in yapmış olsanız bile check in sırasına girip uçuş kartınıza bir damga bastırmak zorundasınız. Neyse, dedim zaten çok sıra olmaz. 1 saatten fazla da vaktim var hala. Ama panik yapmakta dünya markası olduğum için bana yetmez tabii, orası ayrı mesele. İçeri bir girdim, aman yarebbi tek bir sıra var ve o da bedava somun ekmek kuyruğu gibi. Bagajı olan herkes teslim etmek için sıraya, Ezgigız da sıranın en sonunda krizden krize girmiş. Allahsız İspanyollar sizin ne işiniz var allahın Polonya’sında, otursanıza sıcacık mis gibi ülkenizde be!!11! Biletimde diyor ki kapılar 16.45’te kapanacak, saat olmuş 16.30 ama ben hala sıradayım. Ve o kadar insanla sadece tek bir görevli ilgileniyor. Her şeyle tek bir kişi!! Yazıyla bir, sayıyla 1! Neyse sıra bana geldi, kadın belgelerimi onayladı koştur koştur peron aramaya gittim. Ama sonra güvenlik görevlileri tarafından durduruldum. Neden dersiniz? Çünkü zeka küpü kadın AB vatandaşı olmayanlar için gerekli olan damgayı basmayı unutmuş! Koştur koştur geri gittim, damgayı bastırttım. Ama bütün bu işlemleri panikten ölerek yapıyorum. Sonra güvenlik kontrolünden geçtim. Peronu buldum, bu sefer bedava tüp kuyruğu modundaki bir sırayla. Uçağın kalkış saati 17.10’du ama biz uçağa 17.30’da bindik. ^_____^ Meğersem bütün bu saatler, yok şu sootto chock on yopmomoş olorsonoz soromlolok kobol otmoyorozlar Ryanair’ın bize oynadığı zalım ve imansız bir oyunmuş. O stressin üstüne 1 saat daha sıra beklemek nasıl koydu bilmiyonuz gençler. Küfürlerimi kendime saklıyorum.

***

İşin ilginç tarafı, uçak tam da söylenen vakitte indi. Güler misin ağlar mısın. Neden bize bu kazıklar ryanair neden?

***

Yaptığım gerizekalılıklar bitti mi? Tabii ki hayır. Uçak indi, bavulumu teslim almaya gittim. Tabelaları takip ediyorum ama gerzek insanların yön algılayışı ne biçimse kendimi çıkışta buldum. (hayır sıkıntı tabii ki bende değil) Sonra Merve’yi gördüm, bavulumu almadığımı söyledim. Sonra arkamı dönüp kapıdan tekrar girmek istedim. Ama artık çok geçti. Kapıda durup tek kelime İngilizce bilmeyen güvenlik görevlisi bana geçit vermedi. Çıkan bir daha giremezmiş. İşin daha da acı kısmı, yürürken şöyle bir arkamı dönsem bavulumu almam gereken yeri görecekmişim. :’) Ama çok yorgundum ve de uykuluydum; vurmayın tamam. :’) Sonra mecburen kayıp bagaj bölümüne gittik. Güvenlik görevlilerinin bagajı getirmesini bekledik. Bi’ yönden de iyi oldu be, taşımak zorunda kalmadım işte. askjdhsajkdashjkdsak

***

Sonra Merve’yle şehir merkezine doğru yola çıktık. O geceyi şehirde geçirmemiz gerekiyordu çünkü Merve’nin yaşadığı şehre olan son treni kaçırmış olacaktık. Neyse efendim, Merve bize couchsurfing’den bir yer bulmuş. Muhtemelen dünya üzerindeki en şeker Polonya kızın evinde bir gece misafir olduk. Şahsen ülke adına harika bir ilk izlenim oldu. (Merve’yle kızın evini bulana kadar yaşadığımız rezilliklerden bahsetmeye gerek duymuyorumsajdhaskjdhsa) Bize hediye almış, kırismıs ağacına bağlamış falan. Güzeldi işte. Ertesi gün şehri gezmek üzere yine yola çıktık. Ve tahmin edebileceğiniz üzere yine kayboldukasdkjaskdhkjsa Hem de dümdüz bir cadde üzerindeashdaskjdhkashkjdsa Nasıl başardığımızı hala anlamış değilim ama sonunda doğru yeri bulduk ya. Bulduk, gerçekten. :’D Free Walking Tour diye bir olay varmış. Şehrin yerlisi olan bir rehber, bu ekibin hazırladığı bir güzergah üzerinde bedava turlar düzenleyip şehri tanıtıyor turistlere. Bu zamana kadar duymamış olmak büyük kayıpmış. Geri döndüğümde ilk iş bulduğum bütün turlara katılmak olacak. :’D Benim gibi şehirlerin tarihlerine ve hikayelerine meraklıysanız peşini bırakmayın siz de bu işin. :’D

***

Neyse efendim, tur ekibimiz 8 kişi +rehber şeklindeydi. Ve ülkelere göre dağılım şöyleydi: İspanya 3, Türkiye 4, nereli olduğunu bilmediğim 1. askdjkashdsa Oğlum 4 Türkiyeli ya. 😀 Sonra Polonya’da Türkiyeli erasmus öğrencilerine rastlamanın ne kadar sıradan bir olay olduğunu öğrendim tabii de, ilk şaşkınlık işte. 😀

***

Tur da gayet hoştu, Wroclaw’ı sevdim çok. Şu an burada şehri anlatmak çok uzun sürecek ama daha sonra sadece şehri anlatan bir şeyler yazarım diye umuyorum. En sevdiğim yönü, şehrin farklı yerlerine dağılmış cüce heykelleriydi. 😀 Oldukça ilginç bir hikayesi varmış bu cücelerin Şehre de hoş bir ayrıntı katmış bence. Çok sevdim ben. :’D

***

Akşam Merve’nin yaşadığı (ve allahın unuttuğu) şehre gittik: Glogow. İsmini hala doğru telaffuz edemiyorum. 😀 Gittiğimizde henüz Perşembe günüydü ve Cuma okul vardı. Okulda da öğrencilerin hazırladığı Christmas kutlamaları, yemekler, şarkılar ve bize özel hazırladıkları bir sunum. 😀 Böyle onur konuğu gibi bişiydik sanırım. Komikti çok. Bir sürü farklı Polonya yemeği vs yedim. Mide fesatı geçiriyodum neredeyse. :sadsakdasas Ama güzeldi tabii.

Daha çok ayrıntı var ama şu an fazlasını yazamayacağım zira içtiğim kahve midemi kaldırdı. İlerleyen günlere damgasını vuracak ve beni süründürme konusunda çağ atlayacak başka bir olaya değinip işbu yazımızı sonlandıracağım.

Efenim biz iki zeka küpü, Aralık ayının ortasında (bedava giriş bileti mevcut olduğundan) havuza gittik. Sauna falan fişman güzeldi de yavaş yavaş su yüzüne çıkan bir sorun vardı: yirmilik diş. Önce yanağımın iç kısmında bir acı hissetmeye başladım. Ama aldırmadım. Hava değişikliğidir falan dedim. Fakat acı durmuyordu. Evet 24 senedir vücudumda ikamet eden (24 diyom da lafın gelişi) diş, tam da hayatımda ilk kez bir seyahate çıkmışken zalım dünyaya merhaba demeye karar vermiş, bunu yaparken de ağzımın sol kısmını enfeksiyonla doldurarak konuşmama, gülmeme, ağzımı açmama, ya da kısaca herhangi bir jest ve mimik kullanmama engel olmaya başlamıştı.

Ancak bu hikayemizin ayrıntılarına bir sonraki yazımızda devam edeceğiz çünkü ben kuscam galibadasjdhjashdkjas

***

Saat 11’de Varşova’ya otobüsüm var. Saat 5’te inip günün ışımasını bekleyeceğim, biraz daha rezil olacağım falan. Daha çok işim varsakjdaskdkjas

Başıma gelenler sadece diş ağrısıyla bitti sanıyorsanız~~~ sanmayın. Çünkü her şey yeni başlıyor. 😀

*İyi oldu böyle, vakit geçti. 😀

Advertisements