“Kendine yetişkin diyen böcekler yavaş yavaş yediler bütün hayallerimi”

Hatırlar mısınız bilmem aylardır yazmaya çalışıp katiyen bitiremediğim daha doğrusu bir sonuca bağlayamadığım bir yazı var demiştim. Her şeyin önünü o yazı tıkıyor demiştim. Hayatımdaki tek engel o yazı demiştim. (kjfnksdfs) Yazıdan çok içeriği tabii de, işte en son salmaya karar verdim ve olaylar gelişti.

Çok mu çocukça, çok mu emo, çok mu abartıyorum, hiç mi büyümeyecek bu kafa falan derken abartmıyorum tamı tamına 5 ay geçti. Nasıl geçtiğini anlamadığım, boğazıma kadar işle güçle dolduran bir 2016’dan sonra ne yapacağımı bilemediğim kısmen yeni olan hayatıma en başta kendimin adepta olmadığı bir 2017’ye geçiş yaparken hiç olmadığım kadar zorlandım. 27 yaş çok zor geçti gençler. Çok yordu, çok yoruldum.

Ne yaptın ki bu kadar diyeceksiniz, sorun yaptıklarımdan öte yapmadıklarımdı. Yapamadıklarım. Yapmak için uğraşmadıklarım. Uğraşmaya değer bulamadıklarım. Uzar gider.

Hayatım boyunca belli aralıklarla girdiğim bunalım şekil değiştirip yine geldi yakaladı ensemden. Nasıl girdiğimi anlamadım, neden girdiğimi hiç anlamadım, aylarca sadece düşündüm. Sürekli yalnız kalmak istedim. İnsanlara katlanmak her zamankinden daha da zorlaştı. Etrafımda olan bitenlerin, basit insanlar ve basit hesaplarının hiç faydası dokunmadı. Ben de çareyi yine kendimi herkese ve her şeye kapatmakta buldum. Meloş’a bile. İnsan kendini Meloş’a nasıl kapatır? Kapattım işte. O da beni tırmaladı, neyse. Bu yazının içimden ilk dökülmeye başlayışı Jungkook’un tee Nisan’da yaptığı vlive ile başladı. 2010’da ve 2013’te beni kendimden kurtaran SNSD’yse 2017’de Taeyeon ve BTS’ti. Yerleri büyük, değerleri tartışılmaz. Geçen gün arkadaşlarımla konuşurken geyiği döndü, etrafımdaki insanlar bunalımlarını/acılarını kendilerini dine, manevi işlere, reiki, meditasyon, yoga vırt zırta vererek atlatırken ben kendimi kpop’a veriyorum. (sjhdgahsdgja) Her neyse konumuza dönelim. Jungkook.

 

 

 

Jungkook vlive’ında MoonMoon’un Contrail şarkısını dinleyip söylerken böyle ruhumda bir çalkantılar, kalp atışlarımda teklemeler vs vs. Aşık oldum. Ama beni asıl vuran başlığımı da taçlandıran sözler oldu. Zira o dönemde cevap bulmaya çırpındığım soruya kendince bir cevap veriyordu o sözler. Kendim de dahil olmak üzere herkesi suçladığım, zamanında alınmış yanlış bir karar(?) ya da yanlış mıydı? Benim kararım mıydı? Falan filan.

 

(Sesine öldüğüm yağ, içime ağladım)

 

 

Daha fazla uzatmadan esas meseleye gireyim. Bu sadece introydu. Kafam karışık, içim ağzıma kadar dolu. Kendimle çok kavga ettim, faydası oldu mu? Hayır. Ama yolu ben bulmadıkça kimse bulamazdı falan ya hani? Öyle bişiler.

 

***

Her şey griye çalan bir kahverengi

Topaç gibi dönüyor çevremde

Kendine yetişkin diyen böcekler

Yavaş yavaş yediler bütün hayallerimi

Contrail

 

O dönemde kafamdaki en büyük soru yanlış işi mi yapıyorum? olmuştu. Yanlış bölümü mü okudum, yanlış alanı mı seçtim, kendi kendimi mi kandırıyorum vs vs. Beni o kadar mutlu etmiyordu ki nasıl doğru tercih olabilirdi hani? Hiçbir şey üretmiyor olmak ya da üretmiyorsun gibi hissetmek, içimi en çok acıtan buydu. Hayatım boyunca beni bişilere bağlayan şey hep müzik oldu. Bişiler hafızamda yer ettiyse müzik yüzünden. Bişiler ilgimi çektiyse müzik yüzünden. Bişilere karşı heyecan duyduysam müzik yüzünden. Dili de müzik sayesinde öğrendim zaten. Birilerini, bir şeyleri, bir yerleri sevmem hep müziğe bağlandı. Güzel bir şarkı keşfetmenin verdiği zevki veren çok nadir şey var benim hayatımda. Hata mı yaptım dedim. Müzikle uğraşmamakla? Para kazanmasaydım ne olurdu? O ya da bu ünvanım olmasaydı, derecelerle okullar kazanmasam, geleceğimi sayılarla değerlendirmesem nolurdu? O kadar uçlardaydım anlayacağınız, yine yaşadığım yeri ve hayatı kabullenememe durumu.

 

Yapmak istediğin hiçbir şeyin olmayışı çok fena

Hiçbir şeye sahip olmamak, biliyorum, çok zavallıca

Bir hayal kadar sıradan bir şey, biliyorum

Bana ne dendiyse onu yapmamı söylediler

Üniversiteye gidersem her şeyin çözüleceğini

Bu sözlere inandığım için asıl pislik benim

Yaşıyorum çünkü ölemiyorum

So Far Away

 

Sorun yine peşine düşecek bir şey bulamamamdı. Amaç derdim eskiden ama amaç da değil doğru kelime. Beni ateşleyen şey, bir şeyleri istememe neden olan şey. Tutku mu, hırs mı, arzu mu artık her ne altsa. O yoktu. Hala yok. Ama aramaya niyetim var en azından. Kendimi bu noktaya getirmem çok zor oldu.

 

Arkadaşlarım ve ailem daha da uzaklaşıyor benden

Zaman geçtikçe daha da sabırsızlaşıyorum

Kendi başıma olma hissi, kendi başımayım şimdi

Her şey yok olsun istiyorum

Kaybolsun istiyorum bir hayal gibi

Yok olsun istiyorum

Yok olsun istiyorum şu lanet kendim de

İşte böyle, dünya atıyor beni başından

Daha da uzaklaşıyorum o an gökyüzünden

Düşüyorum

So Far Away

 

Bu dönemde ailemle ve birçok arkadaşımla ilişkim kopma noktasına geldi. Hayatımda yanlış giden şeyler yüzünden kendimi suçladığım kadar onları da suçlarım. Bu moda girdiğim zaman kafamın içinde birden fazla Ezgi ortaya çıkıyor. Bir tarafım suçladığım insanları bana karşı savunurken başka bir tarafım da kendimi onların yerine bana karşı suçluyor. Sabahattin Ali’yi sevmeyen ölsün, insan denen pisliği ondan daha güzel tanımlayan kimse yok.

 

“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa ve tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…” İçimizdeki Şeytan

 

Sonra nostalji kısmı geldi. Nostalji dediğime bakmayın durum hiç öyle romantik değil. O kadar mutsuz ve sebepsizdim ki çareyi geçmişte nasıl aştım bunları diye eskiden yaptıklarımda, eskiden sevdiklerimde aradım. Her gün her şeyin aynılığından şikayet ederken o her günü değiştirmek yerine geçmişe sığınmakta aradım cevabı.

 

Aynı gün, aynı ay

7/24 tekrarlanıp duruyor aynı an

Hayatım da ortasında hepsinin

İşsiz 20li yaşlarındakiler ölesiye korkuyor yarından

Çocukken her şey mümkünmüş gibi gelirdi ya, komik

Şimdi günün sonunu getirmek bu kadar zor gelirken

Hep aynı his

Kontrol tuşuna basmaya devam et

Her gün ötekinin aynı; crtl+c, ctrl+v

Tomorrow

 

Değişmen gerektiğini bilip kendini değiştirmeye zorlayacak enerjinin bile olmaması? Değişmek istemene rağmen. Belki de cesaretinin olmaması sorun. Şu çok garibime gidiyor. Mesela hayatını değiştirmekten korkuyorsun çünkü ‘comfort zone’ dedikleri lanet şeyden çıkmak uykularını kaçırıyor. Ama o comfort zone denen yerde de aslında rahat değilsin. Bu nasıl bir akıl tutulması, nasıl bir ikilem ben aylardır çözemedim. Ya da seni rahatsız ettiğini düşündüğün şeylerden rahatsız değilsin ya da ne bok yediğin konusunda en ufak bir fikrin yok. Evet, bu tam olarak bendim.

 

Hayallerini peşine düş

Yerle bir olsalar da, daha iyi

Hayallerinin peşine düş

Yerle bir olsalar da,

Asla geri dönme, asla

Tomorrow

 

Hep içimden ne geliyorsa onu yaptığımı düşünmüştüm şimdiye kadar. Hep etrafımdakiler neyi yapma, neyi yapamazsın dediyse onu yapmıştım kendimce. Şu an olduğum yerden yaptıklarıma bakınca aslında hiçbir zaman risk almamışım, hep güvenli oynamışım oyunumu, öyle geliyor. Hep kendi yolumu kendim çizmişim gibi düşünürdüm. Ama çok sıradan, bilindik, ve de yanlış bir yerdeymişim gibi şimdi. Bu noktada amacım yok, hedeflediğim bir yer yok. Her yer bir diğerinden daha kötü. Hiçbir yeri diğerinden daha iyi kılan bir şey yokken seçim yapmayı bırak seçeneğim bile yok. Hayallerimi yarı yolda bırakmışım gibi hissettim. Hayalimin ne olduğunu bilmediğimi fark etmem de cabası.

 

Çünkü gün doğmadan önceki şafak

En karanlık andır unutma

Çok uzakta olsa da gelecekte

Asla şu an olduğun kişiyi unutma

Nerede olursan ol şimdi

Ara verdin sadece

Asla pes etme

Tomorrow

 

Bana yine birazcık da olsa güç veren şey Yoongi’nin yazdığı sözler oldu. Sadece biraz ara verdim, yaşamaya olsa da, ara verdim. Bu ara bittiğinde etrafımda birileri kalır mı, elimde bir şeyler kalır mı bilmiyorum ama sadece nefes almak istediğim bir ara.

 

İsyanıma isyan katan şeylerden biri de insanların kendimi sürekli suçlu hissettirmesiydi. Sanki onlara bir şeyler borçluymuşum gibi. Arayıp sormamam dünyanın en büyük suçu, aman tanrım. Aradığımda sadece sitem dinlemek istememem dünyanın en garip şeyi. Derdimi paylaşmamam bir sorun ama dertlerime çözüm olarak söylenen işe yaramaz klişe lafların tekrarlanıp durması dünyanın en normal şeyi. Anlamayacağınız şeyleri size tekrar tekrar anlatacak gücüm kalmadıysa napayım? Kendimi sürekli açıklamak zorunda kaldığım, açıkladığımda beni anlamak yerine sözlerimi kendi süzgeçlerinden geçirip sadece bana karşı kullanabilecekleri kısımları duyan insanlara neden neden neden kendimi anlatmak zorunda olayım? Bana yakınlığı ne seviyede olursa olsun, bıktım. Uğraşmaya niyetim yok. Yalnız kalmaktan çekinmiyorum zira kafamın içinde çoğu zaman yalnızım. Yalnız kalmadığım nadir zamanlar var, yalnız bırakmayan ama olmayan huzurumu da bozmayan nadir insanlar var. Onlarla yetinirim. Onlar da olmazsa şarkılarım var, insanlardan bir şeyler beklemeyi kısa bir süre önce bıraktım. Beklenti = hayalkırıklığı. Bunca yıl sonra da değişen bişi yok.

 

Büyüyüp kendim olacağım belki

Boynuzlu bir yetişkin olacağım belki de

Gülümsemem lazım, zorla da olsa

Yine de üzülüyorum işte

Contrail

 

Bütün senem bu dizeleri gerçeğe dönüştürmekle geçti. Kendimi iyi olmaya, ya da en azından iyi görünmeye zorladım. Kendimden çok yine etrafımdakilerin benimleyken rahat olması için şekilden şekle girdim. Yetişkin olmak bu demekse yetiştim işte. Evden adımımı dahi atmak istemezken, kimsenin sesini dahi duymak istemezken gülümsedim.

 

27 çok zor geçti gençler. Daha bitmedi ama çok zorladı. Çok üzgün girdim 27’ye, öyle de geçirdim. Boğazımda düğümlenen lanet şeyle – artık her neyse o – geçti 27’min büyük kısmı. Haberler, etrafımda olanlar, hiçbir şeyi değiştirememek, ne kendime ne başkasına faydasına dokunan bir şeyler yapamamak, küçücük ve iğrenç insanlar karşısında kaybetmek~ Her gün insanlığa, kadınlara, çocuklara, ağaçlara, hayvanlara, dünyaya karşı yapılan onca kötülüğe şahit olup hiçbir şey yapamamak ya da YAPMAMAK ve bunun omuzlarımda bıraktığı yük, vicdanımda bıraktığı ağırlık taşıyamayacağım noktaya geldi. Ya kendimi kapatacaktım ya da aklımı bir kenara bırakıp kafamda huniyle dolaşmaya başlayacaktım. Kendimi oyalayacak, beynimi uyuşturacak şeyler arayıp buldum kendime. Düşünmemi engelleyecek, duymamı engelleyecek, hissetmemi engelleyecek şeyler.

 

Küçükken kurduğum hayal neydi?

Karıştırdım eski bir güncenin sayfalarını

Yıl 1996, Temmuz’un 20’sinde

Astronot yazmışım sayfanın en üstüne

Contrail

 

Geriye dönüp bakmak, mutlu olduğum zamanları hatırlamak yine de yaptığım en mantıklı şey oldu. Bir zamanlar üstesinden gelebildim, şimdi neden olmasın? Kendimi biraz daha iyi hissediyorum çünkü bir şekilde önceliklerimi ayırt edebildim. Kimin ya da neyin daha önemli olduğuna sonunda karar verebildim. (Bir de SNSD geri döndü tabii asjdsakj) Her şeyi olduğu gibi bırakıp gitme hissi de yine bir kenarda kendini belli etti. Madem bu kadar mutsuzum hepsini yık git dimi? Yine en çok bunu yapmak istedim çünkü kendimi yıkmaktan, yanlış da olsa kurduğum her şeyi yerle bir etmekten açıklanamaz bir keyif alıyorum sanırım. En büyük özgürlük gerçekten hiçbir şeyinin olmaması. Bir şeylerin olduğunda bırakmak zor, yıkmak imkansız. Büyüdüğümü kabul etmek zorunda olduğum kısım bu. Artık bırakıp gidemem. Ama bu düşündüğüm kadar canımı sıkmadı. Belki birkaç gün sonra da buna takılırım gerçi bilemiyorum. Ne zaman neye kafayı takacağım belli olmuyor. Bazen duyduğum tek bir cümle bütün hayatımı sorgulatabiliyor, mantık aramıyorum artık. Neyse işte, oturup ağlanmak yerine kendi bildiğimi okuyup sonuçlarına katlanmayı uygun gördüm. Uzun zamandır olmadığı kadar iyiyim.

 

Ya da iyi olduğumu sanıyorum? Sırf kendimi korkularımla yüzleşmeye zorlamak için gidip asla cesaret edemeyeceğim şeyler yaptım. Bunlardan biri bilmem kaç bin metrelik bir dağın tepesinden atlamaktı. Yüksek korkarım lan ben, yamaç paraşütü yaptım. Göklere o kadar yakınken dedim belki hayatım gözlerimin önünden bir film şeriti geçer, üç gram beynimin bir kısmı farklı bir şekilde çalışmaya başlar falan. (ajkshadkskldas) Öyle bir aydınlanma falan gelmedi tabii. İşte tipik şeyler yaptım yine jigeumeun sonyuhshidaeler, kim namjoon kim seojin min yoongiiiiiskjdskadkaslas Kendimi böyle boşluğa bağırmalı ortamlarda bulunduğum zaman istemdışı SNSD & BTS fanchantlerini tekrarlıyorum sürekli. Bu da nasıl bir psikolojik rahatsızlıksa İsviçreli bilim adamları bir el atsın. (sakjdhasdsak)

 

Napalım, bugün de böyle olsun.

 

 

 

*He, hepsini ben çevirdim. 
**Planım şarkılara altyazı yapmaktı ama yalan oldu çünkü i’m a lazy girl yeee yeaaah~ 
***Yoongi’nin sözleri çok içime dokunuyor a dostlar.

 

 

 

Advertisements