Margin of Error~

Bugün 5.30’da uyandım. Rüyamda Hyorin’le Dally söylüyorduk birlikte. Ortasında uyandım, neden bilmiyorum. Hafızamda rüyadan kalan bir görsel yok. Neyse ki. *ajdskhjkh*

***

Son iki haftadır Hart of Dixie üzerine düşünüyorum çok. Sonlara doğru biraz saçmalamış olsa da en sevdiğim dizilerden biridir, kalbimde yeri ayrı.

Böyle (yine) hayatımdaki her şeyi sorguladığım, hiçbir şeye inanmadığım ve hiçkimseye güvenmediğim bir dönemde aşağıdaki sözleri söylemişti Lavon Hayes karakteri.

Evet, insanların %99’u seni hayal kırıklığına uğratacaktır belki de. Ama bence, insan dünyanın büyüsünü hata payında bulur zaten.

VAY BE. Ne laflar. Çok etkilenmiştim tabii zamanında. O %1’lik ihtimali bulmanın ne kadar imkansız olduğunu düşünmüştüm. Yani insan kısacık hayatında nasıl bütün ihtimalleri eleyip en sonunda kendi hata payını bulabilir ki?

İşte geçenlerde kendi hata payımı bulduğumu fark ettim. O an bu sözler bir film şeridi gibidfkjl geçti aklımdan. Vaktinin %90’ını bir şeylere sinirlenerek ya da şikayet ederek geçerek geçiren bir insan olarak *tanısanız seversiniz aslındajkas* ilk defa pozitif bir şeylerden bahsediyor olmak beni de şaşırtıyor şu anda.

Üstüne biraz düşününce aslında o küçük hata payının aslında ne çok şeyi içine alabildiğini fark ettim. Hata payına katabilecek anlar bulabilmek de dünyanın büyüsünden bir parçaya dokunabilmek. Serendipity hani.

Şu an duruma o kadar uygun düşüyor ki bu şarkı. :’) GFriend bu sefer mutlu etti beni, bu kızların bana neler hissettirdiğini anlatmaya Türkçe’m yetmiyor. *nostalgic, dreamy, thouching yet cheerful, hopeful~* Şöyle bir geçmişlerine inip bütün şarkılarını değerlendirdim kendi tercihlerim açısından. En sevdiğim şarkıları net Rough, sonrasında Glass Bead ve Navillera geliyormuş. Me Gustas Tu’nun hemen yanına Time for the Moon Night eklendi. Summer Rain, Love Whisper ve derken Fingertip’le listem sona eriyor. Eskiden herkes gibi grupların hep tarz şarkılar yapmasından sıkılır, eleştirirdim ben de. Ama son zamanlarda grupların kendi rengini bulabilmiş olması ve yaptıkları şarkıları dinlediğimde bana ‘evet bu tam olarak xxxx’ dedirtebilmelerini daha etkileyici bulmaya başladım. İnsanın zaman içinde kendi fikirlerinin, zevkinin ne kadar değiştiğini görebilmesi çok ilginç değil mi? Olduğum yerde oturup müzik dinliyorken birden oha hakkaten deyip kendi içimde aydınlanıyorum, kişisel rönesansımı yaşıyorum vs.

*

Bu aydınlanmayı aslında Twice’ın son şarkısını dinlerken çok belirgin bir şekilde yaşadım. Sektördeki gruplar yavaştan konsept değişikliğine giderken Twice yine eski çizgisinde bir şarkıyla geri döndü. Bu sefer aegyo kullanımında epey bir kısıtlamaya gidilmişti. (kastım koreografi ve video değil vokaller) Ve komik bir şekilde bütün gruplar farklı konseptler denemeye girişince aralarında Twice farklı kaldı sanki? Ayrıca, Twice’ın bu halini sevdiğimi fark ettim; eğlenceli, keyifli, pozitif, enerjik, şirin~ En iyi yaptıkları şey buyken vazgeçmek zorundalar mı? Tabii ki zaman içinde kızların, müziklerinin, konseptlerinin olgunlaşmasını beklemek normal. Ama büyüdükçe içi geçmeye yüz tutan bir ajumma olarak Twice’ın verdiği o canlılık hissini daha çok takdir ettiğimi fark ettim.

İnsanların müziği kaliteli vs olarak sınıflandırmasından biraz tiksiniyorum. *HAYIR AŞIRI TİKSİNİYORUM* Senin standartlarına göre kalitesiz. Peki sen hangi sıfatla müziği bu şekilde sınıflandırabiliyorsun? Sanmayın ki bunu söylerken sadece başkalarını eleştiriyorum. Dünyayı bu şekilde çok daha geniş bir bakış açısıyla eleştirebilirken kendi ülkemi, kendi ülkemin insanı ve onun sevdiği müziği çok daha dar görüşlü bir kafayla eleştiriyorum ben de. Benim yapılan müziğe saygı duyup duymamam neyi değiştirir insanları mutlu eden, duygulandıran, eğlendiren birileri varken? Küçümsüyorum, burun kıvırıyorum, belli şarkıları/şarkıcıları duyduğumda müzikal olarak kirletilmiş gibi hissediyorum. *asjdksakj* Ama benim fikrimden insanlara ne sonuç olarak? Müzik hep anlamlı, hep derin, hep ders veren bir şey mi olmalı? Hiç mi beynimizi yormadan eğlendirmesin, hiç mi bunları kafana takma demesin, hiç mi kendinizi 5 yaşında gibi hissettirmesin? Çocuk olmayı özlemeyen insan elbet vardır ama o zamanki şapşallığımızı hiç mi hatırlatmasın? Bunu ölçebilecek bir kriter var mı? Kimi neyin daha fazla duygulandırabildiğini, kime neyin daha fazla anlam ifade ettiğini gösterebilecek bir formül var mıdır? Bu bahsettiğiniz kalitenin kriterleri nedir? Bu kriterleri belirleyen, anlamlı hale getiren şeyler nedir? Kendi görüşleriniz, kendi geçmişiniz, kendi tercihleriniz. “Kalite” iddiası bence müziğe yapılabilecek en büyük hakaretlerden biri.

Çeviride doğru yoktur mesela. İyi çeviri, doğru çeviri diye bir şey yoktur. Çevirenin aldığı ve savunabildiği bilinçli kararlar doğrultusunda ortaya koyduğu metin eleştiriye açıktır ama bu eleştiri hiçbir zaman doğru/yanlış/iyi/kötü ekseninde yapılamaz. Yapılırsa eleştirinin en basit ve sığ halidir o. Çünkü nasıl çevirenin kararlarını savunabilmesi gerekliyse eleştirenin de yaptığı eleştiriyi savunabilmesi gerekir. Peki eleştiren kişi, çevirenin kararlarını nelere dayanarak aldığını bilmiyorsa ve eleştirisindeki hiçbir nokta çevirenin kararlarını dayandırdığı noktalara değinmiyorsa kime neyi savunabilir ki? “Benim düşüncem bu” bir tartışmada olay hep buraya gelir tıkanır. Senin düşüncen olsun tabii, iyi hoş da~ Düşüncenin oluşabilmesi için edindiğin bilgi ve vardığın sonuçların aslında eleştirdiğin şeyle alakası bile yoksa?

Saygısızlık etmedikleri ya da anlamsızca/kontrolsüzce nefret saçmadıkları sürece benimle benzer şeyleri düşünmeyen insanlardan kaçınmam. Hatta onları hep gözümün önünde tutarım ki benim göremediğim/görmek istemediğim şeyleri bana göstersinler. Göstersinler ki doğrularımın içinde yanlış yaptığım/gözden kaçırdığım şeyleri görebileyim/kabullenebileyim. Biraz yorucu bir şey tabii. Birisi çıkıp sizin doğru olarak gördüğünüz şeye tamamen yanlış diyor. Ama bu düşünceyi anlamaya çalışıp en azından tolere edebildiğiniz zaman olayları çok daha sağlıklı analiz edebiliyorsunuz. Yani en azından benim olaylar karşısında sağlama yapma yöntemim bu. Yorucu, çünkü sürekli canınızı sıkan şeylerle karşı karşı gelmek durumunda kalıyorsunuz. Ama, kendi adıma, bütün ihtimallere gözlerimi kapatıp kendi bildiğimi doğru kabul edip yine kendimi aptal yerine koyma ihtimalimi arttırmaktansa biraz yorulup gözümü açık tutmayı tercih ediyorum.

***

Yine birbirinden alakasız bir sürü şeyi bir araya getirip kustum ama düşüncelerimi kafamda toparlayabilmek çok önemli akıl sağlığım için. Bunu yapamadığım zaman kendimden rahatsız, dünyadan rahatsız, her şeyden rahatsız dolanıyorum. Mesela ‘neden artık Twice’ın kendini tekrar eden tarzı benim canımı sıkmıyor’ sorusunu kendi kendime açıklayabilmem çok önemli benim için. Zamanında ‘yok canım ama imkansız’ dediğim bir şeyi tam 7 yıl sonra bizzat kendimin tecrübe etmesi ve söylediğim şeylerin yanlış olduğunu bunca zaman sonra fark etmem çok önemli. Üstüne uzun uzun düşündüğüm şeylere bir noktada haklıymışım ya da ne saçmalamışım be diyebilmem önemli.

Kafamın için bir yüklük, ne zaman ne çıkacağı belli olmuyor. Sürekli kendi kendini bir şeylere ikna etmeye ya da kendini bir şeylerden vazgeçirmeye çalışan bir insan olarak arada sırada küçük aydınlanmalar yaşamak kendi adıma hala ilerleme kaydedebildiğimi gösteriyor. Mutlu oluyorum.

***

Evet, uzun zamandır ilk defa bir yazıyı şikayet etmek ya da mızmızlanmak için değil halimden memnun olduğum için yazdım.

Hadi bu sefer de buna şaşıralım.

*BU POZİTİFLİĞİMİN, DÜNYAYA PEMBE GÖZLÜKLERLE BAKMAMIN, KUŞLAR BÖCEKLERİN CIVILDAYIŞININ BTS’İN DÖNÜYOR OLMASIYLA TABİİ Kİ DE HİÇ ALAKASI YOK.

 

Advertisements